Tel: 0356 252 16 16 (dahili: 21 65) | Mail: info@i-bil.com


Conyza bonariensis (L.) Cronq.
ADLANDIRMA
Latince: Conyza bonariensis (L.) Cronq.
Sinonim: Bitki 47 ayrı bilimsel isimlendirmeye sahiptir. Bunlardan Erigeron bonariensis L. literatürde en sık kullanılan sinonimdir.
Türkçe: Çakalotu (Baytop, 2007)
İngilizce: Flax-leaved fleabane, Hairy fleabane, Wavy-leaf fleabane
Orjini: Güney Amerika
TAKSONOMIK GRUPLANDIRMA
Alem:
Plantae
Şube:
Charophyta
Sınıf:
Equisetopsida
Alt Sınıf:
Magnoliidae
Takım:
Asterales
Aile:
Asteraceae
Cins:
Conyza

DOSYALAR
Alıntı için: KARAER F., TERZİOĞLU S., KUTBAY H.G., 2015. Conyza bonariensis (L.) Cronq. S: 254-260. TÜRKİYE İSTİLACI BİTKİLER KATALOĞU,  Editör Huseyin ONEN, T.C. GIDA, TAR. VE HAY. BAKANLIĞI. TAGEM, Bit. Sağ. Araş. Daire Başk., Ankara, ISBN: 978-605-9175-05-0 
TANIMI VE BİYOLOJİSİ
Conyza bonariensis tek yıllık otsu bir bitkidir. Gövde 5-90 (-150) cm genellikle dik, yukarı kısımlarda dallanmış olup yan dallar ana eksen üzerinde üst üste gelmiştir. Gövde üzerinde, yatık ve yoğun olarak bulunan kısa tüyler ile dağınık olarak bulunan uzun tüyler bulunmaktadır.

Çakal otu, Türkiye’deki diğer istilacı tür olan C. canadensis ile birbirlerine benzediğinden genellikle karıştırılır (Şekil 1). C. canadensis, baş çiçek durumunun daha küçük (0,5 mm genişliğinde) ve sadece dağınık tüylere sahip olması ile çakal otundan kolayca ayrılabilmektedir (Grierson, 1975).

Çakal otunun alt ve üstteki yaprakları birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Alttaki yapraklar, ters-mızraksı, boyu 5-8 cm, eni 0,5-1 cm, tam kenarlı ya da 2-5 tane kaba dişli, dişlerin ucu sivri, tabana doğru daralır, yatık veya kısmen dağınık tüylüdür. Üstteki yapraklar ise doğrusal-eliptik, boyu 10-30 mm, eni 2-3 mm olup tam kenarlıdır.

Çakal otunun çiçek durumunu oluşturan başlar(15-40 tane) uçta, başlangıçta dallanmayan birleşik salkım, (panikül) şeklinde dizilirler. Daha sonra dallanır ve başlar gerçek panikül çiçek durumu oluştururlar. Çiçek durumu, dağınık tüyler ile yumuşak yatık tüylerden oluşur. Çakal otu, kapitulası, yaklaşık 7,5-12 mm eninde olup yaprakçıkları (fillari=brakte) doğrusal-mızraksı, boyu 3-4 mm, eni 0,3-0,4 mm, dıştakiler hançer şeklinde, yeşilimsi ve morumsu renkli, basık tüylerle kaplı, içtekiler sadece orta damar boyunca tüylü, zarsı bazen mor renklidir. Çiçek durumu tablası, dişi ve erselik (hermafrodit) çiçekleri bir arada taşır, bu çiçeklerden kenarlardakiler (60-150 tane) dişi, küçük dilsi (ligulat) 3-4 mm uzunlukta dişi organ tüpçüğü (stilus) korollayı aşar (Şekil 2 ve 3). 

Merkezde yer alan çiçekler (8-12 tane) 5 parçalı, tüpsü, erselik, 3.5-4 mm uzunlukta ve krem -sarı renktedir aken (sipsela) meyveler oblong-eliptik, 1,25-1,5 mm, açık kahve renkli, tüysüz yada seyrek tüylüdür. Papusları 15-25 ise pembe, kahverengimsi-beyaz, telli diken şekilli ve 3-4 mm’dır. Kromozom sayısı 2n=54 ‘dür (Grierson, 1975, Anonim, 2009).

EKOLOJİK İSTEKLERİ VE DAĞILIM ALANLARI
Çiçeklenme dönemi, Mayıs-Ekim, meyve dönemi Ağustos-Ekim olan çakal otu, kuru kayalıklardan, nemli habitatlarda yayılış göstermektedir. Çakal otunun çimlenme için 18-24oC arasında değişen sıcaklık değerleri ile ışığa ihtiyacı vardır. Genel olarak nötr ile bazik toprakları tercih etmesine karşılık bu topraklar dışında da yetişebilmektedir (Shrestha ve ark., 2008). Bitkinin tohumları, çiçeklenme döneminden 3 hafta sonra olgunlaşmasına karşılık tohumların düşük çimlenme engeli bulunmaktadır. Toprağa ulaşan tohumlarının % 80’i çimlenme yeteneğinde olan bitkinin tohumları canlılığını 2-3 yıl koruyabilmektedir (Wu ve ark., 2007).

Çakal otu, boş arazilerde, tarım alanlarının kenarlarında, yol kenarları ve bahçe çevrelerinde yayılış gösterirken genellikle müdahale görmemiş alanları tercih ederler. Buna karşılık doğal ve yarı-doğal ekosistemlerde de görülebilmektedir (Widderick ve ark., 2012). Bitki yarı gölgeli, tuzlu ve çorak topraklarda da gelişim gösterebilir (Sansom ve ark., 2013).

Güney Amerika kökenli olan C. bonariensis Afrika, Ilıman Asya, Tropikal Asya, Avustralya, Kuzey Amerika ve Avrupa da (özellikle Akdeniz havzasında) doğallaşmıştır (Negrean ve Ciortan, 2012). Kendisine çok yakın bir tür olan C. canadensis'den daha termofil (sıcak seven) bir tür olan bitki Avrupa'nın ılıman kesimlerinde örneğin; İngiltere'de sadece büyük şehirler civarında bulunurken, kırsal alanlarda soğuk iklim nedeniyle fazla yaygın değildir (Wurzell, 1994). Orta Avrupa'ya da fazla girmemiş olan çakal otu Çek Cumhuriyetinin bazı kısımlarında nadiren bulunur (Sida, 2003).
Ülkemizde deniz seviyesinden 1070 m’ye kadar olan yükseltilerde İstanbul, Samsun, İzmir, Antalya, Adana, Hatay’da bulunduğu bilinmektedir (Grierson, 1975).

YAYILMA ŞEKLİ
Çakal otu üretken, kurak şartlara oldukça dayanıklı olan tohumları sayesinde yayılmaktadırlar. Özellikle üzüm bağlarında hasat-sonrası yapılan sulama Çakal otunun yayılmasına zemin hazırlarken nispeten az-tahrip olmuş alanlarda daha iyi yayılış gösterirler (Shresta ve ark., 2008).

Bitkinin tohumları yeterli nem ve ışıkta 2-3 gün içerisinde çimlenebilmekte ve her bir birey 230.000 yakın kadar tohum üretebilmektedir. Bu tohumların ise %40’ı çimlenme yeteneğindedir (Kempen ve Graf, 1981; Green, 2010). Tohumları olgunlaşmasından sonra 1-2 gün içerisinde dağılma eğiliminde (Green, 2010) olan çakal otunun. tohumları çoğunlukla rüzgâr ve hayvanlar aracılığı ile yayılır (Terzioğlu ve Anşin, 2001). Tohumların bu şekilde yaklaşık 100 km uzaklığa kadar dağılabildiği belirtilmektedir (Sansom ve ark., 2013).

ZARARI VE KONTROLÜ
Oluşturduğu Zararlar: Çakal otu uygun toprak ve ekolojik şartlarda iyi bir üreme başarısına ve bir istilacı tür karakterine sahip olduğundan kolaylıkla tarım alanlarına yerleşmekte ve istilacı konuma geçmektedir (Wu ve ark., 2007). Genç ağaçlar ve sarılıcı bitkilerde dahil olmak üzere diğer otsu türler ile topraktaki besin maddeleri, ışık ve su için kuvvetle rekabet ederken alana ilk yerleşmesi nedeniyle büyük avantaj sağlamaktadır (Shresta ve ark., 2008). Böylece istila ettiği alanlarda oluşturduğu yoğun popülasyonlar ile tarım ürünlerinin gelişimine olumsuz etkileri bulunmaktadır. Nitekim ABD’de soya fasulyesinde %83 oranında verim azalmasına neden olabilmektedir (Bruce ve Kells, 1990).

Bitkinin mücadelesi amacıyla yapılan masraflar önemli seviyelere ulaşmaktadır. Ayrıca bitki glifosfat, paraquat ve atrazine vb. bazı herbisitlere direnç geliştirmiştir (Weaver ve ark., 2004; Heap, 2008). Diğer yandan yüksek miktarda polen oluşturan bitki aynı zamanda insanlarda alerjenik reaksiyonlara neden olabilmektedir (Anonim, 2014; Wu ve ark., 2007).

Kontrolü: Çakal otunun biyolojik mücadelesinde Pseudomonas syringae var. tagetis bakterisinin etkili olduğu bildirilmişse de (Charudattan, 2001), henüz büyük alanlarda etkinlik çalışmaları yapılmamıştır. 
 
Özellikle küçük popülasyonlarda mekanik olarak elle sökülerek bitki ile mücadele edilebilir. Ayrıca toprak işlemesi de uygun görülmektedir. Kimyasal mücadele aşamasında bitkinin ana ekseni gelişmeden (vejetatif evre) glyphosate etki maddeli herbisitlerin kullanımı türün gelişimini durdurmaktadır. Fakat bu mücadele yöntemi için yalnızca 6 haftalık bir süreç bulunmaktadır (Wu ve ark., 2007). Bu zaman diliminden sonra ana eksen gelişimini tamamlamakta ve çiçeklenme devresi başlamaktadır (Green, 2010). Ayrıca son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda bu taksonun bu herbisite karşı direnç kazandığı tespit edilmiştir (Sansom ve ark., 2013). Dolayısıyla başarılı bir idare için entegre mücadele çerçevesinde farklı yöntemlerin bir arada kullanılması ve gerekli izleme çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Entegre mücadele çerçevesinde özellikle fide ve rozet yapraklı dönemlerde uygulanacak kontrol yöntemleri ile kesin sonuçlar alınabilmektedir (Shrestha ve ark., 2008). Ancak bütün bu çalışmalara karşılık tohumların son derece kolay bir şekilde yayılabildiği ve sürekli yeni bulaşmalar olabildiği için bitkinin idaresi son derece zordur (Sansom ve ark. 2013). 

ÜLKEMİZ İÇİN TAŞIDIĞI MUHTEMEL RİSKLER
Ülkemizde dört bölgede yayılışı bulunan Çakal otunun popülasyon yoğunlukları kesin olarak bilinmemektedir. Bu bölgelerdeki popülasyon yoğunluklarının tespit edilmesi öncelikli çalışmalar arasındadır. Dünya genelinde doğallaştığı alanlarda çoğunlukla tarım alanları olup önemli ürün kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle bu türün yayılışının durdurulması, ülkemiz açısından tarımsal üretim açıdan önem taşımaktadır. 

KAYNAKÇA
ANONİM, (2009). USDA, NRCS The PLANTS Database (http://plants.usda.gov/java /profile?). National Plant Data Center, Baton Rouge, LA 70874-4490 USA.
ANONİM, (2014). URL-1. http://invasoras.pt/en/gallery/conyza-bonariensis-en BAYTOP T (2007).Türkçe Bitki Adları Sözlüğü Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.
BRUCE JA, KELLS JJ (1990). Horseweed (Conyza canadenis) conrol in no-tillage sybeans (Glycine max) with preplant and preemergence pestisides Weed Conrol 4: 642-647.
CHARUDATTAN R (2001). Biological control of weeds by means of plant pathgens: Significance for integrated weed management in modern agro-ecology BioControl 49: 229-260.
GREEN, T.D. (2010). The ecology of fleabane (Conyza spp.), Doktora Tezi, School of Environmental and Rural Science Faculty of Arts and Sciences University of New England.
GRIERSON, A.J.C. (1975). Conyza Less. In: Davis PH, editor. Flora of Turkey and the East Aegean Islands, Vol. 5. Edinburgh UK: Edinburgh University Press, ss. 132-133.
HEAP I (2008). International survey of herbicide-resistant weeds. http://www.weedscience.org KEMPEN H.M. VE GRAF J. (1981).Weed seed production. Proc.West. Soc. Weed Sci. 34, 78-81.
NANDULA VK, EUBANK TW, POSTON DH, KOGER CH, REDDY KN (2006). Factors affecting germinating of horseweed (Conyza canadensis) Weed Science 54: 898-902.
NEGREAN, G. VE CİORtAn, I. (2012). Conyza bonariensis, A New Plant with Invasive Character In Romanian Flora, University Of Craiova, Vol. XVII, 743-748.
SANSOM M, SABORIDO AA, DUBOIS M (2013). Control of Conyza spp. with glyphosate - A review of the situation in Europe. Plant Protection Science 49: 44-53 SHRESTHA A., HEMBREE K. VE WRiGHT S. (2008): Biology and Management of Horseweed and Hairy Fleabane in California. University of California, Division of Agricultural and Natural Resources. Publication 8314.
SIDA O (2003). Conyza triloba, new to Europe, and Conyza bonariensis, new to the Czech Republic Preslia, Praha, 75: 249-254, 2003
TERZIOGLU, S. VE ANSIN, R. (2001). A Chorological Study on the Taxa Naturalized in the Eastern Black Sea Region, Turk. J. Agric. For., 25: 305-309.
WALKER, S., K. BELL, G. ROBİNSON AND M. WiDDERiCK. (2011). Flaxleaf fleabane (Conyza bonariensis) populations have developed glyphosate resistance in north-east Australian cropping fields. Crop Protec. 30: 311-317.
WEAVER S, DOWNS M, NEUFELD B (2004). Response of paraquat-resistant and -susceptibel horseweed (Conyza canadensis) to diquat, linuron andoxyflurofen. Weed Science 52: 549-553.
WIDDERICK, M., WALKER, S. VE COOK, T. (2012). Flaxleaf Fleabane (Conyza bonariensis) - Strategic Solutions Using Best Management Practice, Pak. J. Weed Sci. Res., 18: 687-693.
WU H., WALKER S., ROLLiN M.J., TAN D.K.Y., ROBiNSON G. VE WERTH J. (2007). Germination, persistence, and emergence of flaxleaf fleabane (Conyza bonariensis [L.] Cronquist). Weed Biology and Management, 7: 192-199.
WU, H., S. WALKER G. R. (2008). Chemical control of flaxleaf fleabane (Conyza bonariensis (L.) Cronquist) in winter fallows. Plant Protec. Quart. 23: 162-165.
WU, H., S. WALKER, G. R,. COOMBES N. (2010). Control of Flaxleaf Fleabane (Conyza bonariensis) in Wheat and Sorghum.Weed Technol. 24, 102-107 Wurzell B. (1994): A history of Conyza in London. BSBI News, London, 65: 34-38.

RESİMLER
  

  .

.
  

  .

.
  

  .

.
  

  .

.
  

  .

.
  

  .

.
  

  .

.
  

  .

.

POTANSİYEL DAĞILIM HARİTALARI

VİDEOLAR

Google Maps