Tel: 0356 252 16 16 (dahili: 21 65) | Mail: info@i-bil.com


İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE İSTİLACI BİTKİLER – GENEL BAKIŞ
Alıntı için: JABRAN K., DOĞAN M N., FAROOQ Ş., ÖNEN H., 2015. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE İSTİLACI BİTKİLER – GENEL BAKIŞ. TÜRKİYE İSTİLACI BİTKİLER KATALOĞU, S: 57-67. Editör Huseyin ONEN, T.C. GIDA, TAR. VE HAY. BAKANLIĞI. TAGEM, Bit. Sağ. Araş. Daire Başk. TÜRKİYE, ISBN: 978-605-9175-05-0 - PDF Tam Metin İçin Tıklayın


1. GİRİŞ 

Dünya oluşumundan bugüne kadar sürekli olarak doğal bir değişim ve dönüşüm içerisinde bulunmuştur. Başlangıçta doğal olarak meydana gelen bu değişimler gerek doğa gerekse insan yaşamını genel olarak olumlu etkilediği hatta daha uygun hale getirir nitelikte olduğu kabul edilmektedir. Ancak, özellikle 1750’li yıllardan bu yana fosil yakıtlarının artan oranda kullanılması, ormanların tahrip edilmesi ve tarımdaki yanlış uygulamalar bir sonucu olarak atmosferde karbondioksit, metan, azot oksit gazları ve ozon ile su buharı oranındaki artışın bir sonucu olarak meydana gelen bazı değişimler bir bütün olarak gezegenimiz ve insan yaşamını olumsuz etkilemeye başlamıştır (Önen ve Özcan, 2010). Teknoloji ve insan nüfusundaki hızlı artış beraberinde endüstriyel faaliyetlerde artışı getirmiş bu da karbondioksit (CO2) salınımını daha önce görülmedik ölçüde arttırmıştır. Bu artışa paralel olarak küresel ölçekte ısınma gündeme gelmiştir. Bu konuda ilk iddianın 1896 yılında İsveçli Bilim Adamı Arrhenius tarafından ortaya atıldığı tahmin edilmektedir (Arrhenius, 1896). Bazı güncel teorilere göre doğa her ne kadar dengesini sağlamaya çalışsa da, insanların doğa üzerindeki tahrip edici aktiviteleri nedeniyle dengenin kurulmasının engellendiği belirtilmekte ve bunun küresel ölçekte iklim değişikliğinin temel sebeplerinin başında geldiği bildirilmektedir (Crutzen ve Stoermer, 2002). İnsanların yanlış uygulamaları sonucunda atmosferde başta karbondioksit (CO2), metan (CH4), azot oksit gazları ve ozon (O3), kloroflorokarbonlar (CFC) vb oranındaki artışın bir sonucu olarak küresel ölçekte iklim değişikliği ortaya çıkmıştır. Atmosfere salınan bu gazlarla çevrilen yeryüzü ve troposfer adeta güneş ışınlarıya ısınan ve ısıyı dışarıya bırakmayan bir serayı andırır hale gelmiştir. Bu sebeple bu olay sera etkisi olarak da anılmaktadır. Ancak sorunun çözümü için çalışılması yerine insanlardaki tüketim eğilimlerinin ve nüfusun giderek artışı beraberinde doğanın daha fazla tahrip edilmesine ve sera etkisine neden olan bu gazların daha fazla salınmasına, dolayısıyla da sorunun daha da büyümesine neden olmuştur (Anonim, 2009a; Anonim, 2009b; Booker ve ark., 2009; Önen ve Özcan, 2010). Sonuç olarak geçmiş birkaç yüzyıla ait sıcaklık verileri dikkate alındığında artık dünyamızın ısınmaya başladığı son derece belirgin hale gelmiştir (Dixon, 2012). Steig ve ark. (2009) tarafından yürütülen bir çalışmada Antartika kıtasında sıcaklığın son 50 yılda her 10 yılda bir 0,1 oC artış gösterdiği tespit edilmiştir. Uluslararası İklim Paneli (IPPC, 2007) verilerine göre dünyamızda insan aktiviteleri benzer şekilde devam ettiği sürece küresel sıcaklığın 2035 yılında 2-5 °C civarında artış göstereceği tahmin edilmektedir. Yağış rejimlerindeki değişimler, yağış yoğunluğu ve dağılımı ve buna bağlı olarak meydana gelen kuraklık ya da sel gibi felaketlerin doğal ekosistemleri ve dünya tarımını önemli oranda etkileyeceği düşünülmektedir. İklim değişim modelleri gelecekte sıcaklık ve CO2 artışı, kuraklık yada ısı dalgaları gibi ekstrem hava koşullarının dünyamızı tehdit edebileceğini ortaya koymaktadır (Jaggard ve ark., 2010; IPCC, 2007). Küresel ısınmaya ve dolayısıyla da iklim değişikliğine neden olan bu gazlar içerisinde tarımsal ve doğal ekosistemleri etkileyen en önemli unsurun ise CO2 olduğu kabul edilmektedir. Endüstriyel faaliyetler, petrol ve kömür gibi fosil yakıt tüketimi ve doğal gaz kullanımı gibi insan aktiviteleri atmosferdeki CO2 artışının başlıca sebeplerinden olup atmosferdeki CO2 oranı tüm bilgilendirme çalışmalarına rağmen hızla artış göstermektedir. Nitekim yirminci yüzyıl başlarında 300 ppm civarında olan CO2 oranı günümüzde 400 ppm civarına yükselmiştir. Herhangi bir önlem alınmadığı takdirde yakın gelecekte artışın devam edeceği ve atmosferdeki oranının iki katına kadar çıkacağı tahmin edilmektedir (IPCC, 2007). Küresel ısınmanın bir sonucu olarak artan sıcaklık ve CO2 miktarının genel olarak tarımsal ekosistemlerde bitkisel üretimi arttıracağı düşünülebilir. Ancak tarım alanlarında kültür bitkileri ile sürekli olarak su, besin elementleri, ışık ve yer için rekabet halinde bulunan istilacı bitkiler ve yabancı otların sahip olduğu genetik çeşitlilik sayesinde çevrede meydana gelen değişikliklere çok daha kolay bir şekilde uyum sağlayabilmektedir (Önen ve Özcan, 2010). Dolayısıyla da kültür bitkileri küresel ısınma sonucu ortaya çıkan farklılıklardan bu bitkilere göre daha fazla etkilenecektir. Ayrıca, herbisitlerin etkinliğinin iklim değişikliğinin bir sonucu olarak azalması (Ziska ve Goins, 2006) bu bitkileri çok daha büyük sorun haline getirecektir. Diğer yandan kültür bitkilerini etkileyen çevresel stres koşullarının hastalık ve zararlılar ile yabancı ot rekabetine daha duyarlı hale getireceğinden (Patterson, 1995), kültür bitkilerinin küresel iklim değişikliğinden daha fazla etkilenmesi beklenmektedir. İklim değişikliği yeryüzünde biyolojik çeşitliliği etkileyen en önemli unsur olarak kabul edilmektedir. İklim değişikliğinden sonra biyolojik çeşitlilik erozyonuna neden olan en önemli faktör ise biyolojik istilalardır (Ward ve Masters, 2007; Uludag ve ark., 2014). İklim değişimi bir yandan biyolojik çeşitliliği etkilerken diğer yandan ekstrem koşullara rahatlıkla adapte olan istilacı yabancı türlerden kaynaklanan biyolojik istilaları teşvik ederek çift yönlü etki göstermektedir (Önen ve Özcan, 2010). Biyolojik istilalar nedeniyle meydana gelen biyolojik çeşitlilik kaybı iklim değişimi nedeniyle daha da ciddileşmektedir (Hobbs ve Mooney, 2005). Diğer canlılarda olduğu gibi bitkiler de bir bölgeden başka bir bölgeye farklı şekillerde taşınabilmektedirler. Nitekim insanların temel ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla kültür bitkileri anavatanlarının dışına çıkarılmakta ve farklı kıtalarda yetiştirilmektedirler. Örneğin önemli kültür bitkileri arasında yer alan mısır ve çeltiğin anavatanı sırasıyla Meksika ve Doğu Asya (Çin) olarak kabul edilse de günümüzde bütün dünyaya yayılmış bulunmaktadır. Bilinçli veya bilinçsizce taşınan bu bitkiler taşındıkları/getirildikleri ekosisteme olumsuz etkide bulunmamaları nedeniyle yabancı kabul edilseler de zararlı kabul edilmezler. Ancak herhangi bir nedenle doğal ekosistemlerinden çıkarak başka bir ekosisteme adapte olan, orada gelişen, yayılan ve o bölgelerde lokal vejetasyon, çevre, insan yada hayvan sağlığını olumsuz olarak etkileyen bitkiler ise "İstilacı Yabancı Bitki" olarak kabul edilmektedir. Her geçen gün, istila ettikleri ekosistemde lokal türlerin dağılımını ve çeşitliliğini bozarak ekolojik problemlere ve ekonomik zararlara neden olan istilacı bitkiler, önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır (Uludag ve ark. 2014). İstilacı bitkilerin istila yeteneğini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerden fenotipik uyum, allelopatik potansiyel, kısa yaşam döngüsü, yüksek üreme kapasitesi, hızlı çimlenme ve gelişme, hızlı biyomas üretimi vb nitelikleri bu bitkileri istilada başarılı kılmaktadır. Ayrıca yararlı baskısının (hastalık, zararlı, herbivor ve rekabetçi) olmaması da bir türün istila kapasitesini önemli oranda etkilemektedir. Bu niteliklerin büyük oranda iklim değişiminden etkileneceği tahmin edilmektedir. Örneğin atmosferdeki CO2 artışının fotosentetik aktivitenin artırılmasına, bitki gelişimine ve daha yüksek biyomas üretimine neden olacağı düşünülmektedir (Ziska ve Bunce, 1997). Ancak, yukarıda sıralanan özelliklere sahip olan istilacı bitki türleri; kültür bitkilerine ve/veya doğal vejetasyonda yer alan bitkilere göre iklim değişikliğinden etkilenmeyecekleri gibi bundan çok daha fazla yararlanmaları ihtimalleri bulunmaktadır. 

2. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN İSTİLACI BİTKİLER ÜZERİNE ETKİSİ 

İklim değişikliğinin istilacı bitkilerin yeni bir alana yerleşmesi, çoğalması ve dağılması dolayısıyla istila başarısı üzerine önemli etkileri söz konusudur (Thuiller ve ark., 2005; Petitpierreet ve ark., 2012). Özellikle halihazırda istilaya uğramış alanlarda istilacı bitkilerin istila kapasitelerinin daha da arttırması sonucu biyolojik çeşitlilik üzerine etkisinin artığı ve bunun bir sonucu olarak biyolojik çeşitliliğin azaldığı düşünülmektedir (Vilâ ve ark., 2010, 2011, Verlinden ve ark., 2013). İklim değişikliğinin istila sürecine etkisine ilişkin olarak üç görüş mevcuttur. Bunlar; ekosisteme ve ekosistemin istila edilebilirliğine etkisi, yerel türlere etkisi ve yabancı istilacı türlere etkisi şeklindedir (Dukes ve Mooney, 1999). Kısaca iklim değişimi hem istilacı bitkilerin biyolojisini ve hem de fiziksel çevrelerini değiştirmek suretiyle etkileyebilmektedir. En belirgin iklim değişimi parametresi atmosferdeki karbondioksit seviyesinin artışı olup bu artışın istilacı bitkilerin biyolojileri üzerine önemli derecede etkisi mevcuttur. Nitekim bazı çalışmalar artan CO2 sayesinde istilacı bitkilerin fotosentetik aktivitesinde artışlar görüldüğüne işaret etmektedir (Ziska ve ark., 2011). Artan fotosentetik aktivite sonucunda da istilacı bitkilerin daha yüksek kuru madde oluşturdukları tespit edilmiştir. Ziska (2003) köygöçüren'in (Cirsium arvense L. Scop.) oluşturduğu biyomas, yaprak alanı artan CO2 miktarıyla artış gösterdiğini tespit etmiştir. Benzer şekilde diğer bazı istilacı yabancı otlarında artan CO2'e benzer reaksiyonlar gösterdiği Ziska ve ark. (2005) tarafından ortaya konulmuştur. Bu çerçeveden istilacı bir bitki olan püsküllü çayır'ın (Bromus tectorum) biyomasının her 10 ppm'lik CO2 artışına 2,1 gram artış gösterdiği tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra kök ağırlığı ve kök/sürgün oranı da önemli oranda artış göstermiştir. Ülkemizde kontrollü koşullarda yürütülen bazı çalışmalarda da bazı istilacı bitkilerle benzer sonuçlar elde edilmiştir. Jabran ve ark. (2013) kontrollü koşullarda yürüttüğü çalışmalarda 400 ve 800 ppm olmak üzere iki CO2 seviyesinde Avena barbata, B. tectorum ve Capsella bursa-pastoris'in gelişme parametrelerini incelemişlerdir. Sonuç olarak artan CO2 miktarının A. barbata ve B. tectorum gelişiminde (bitki boyu, klorofil miktarı, yaş ve kuru ağırlığında) artışa neden olduğu, buna karşın C. bursa-pastoris’te ise aksine azalmaya neden olduğu ortaya konulmuştur. Bir diğer çalışmada ise artan CO2 miktarına bağlı olarak Potentilla recta L.'nın yaprak sayısı, bitki boyu, yaş ve kuru ağırlığının artış gösterdiği ortaya konulmuştur (Jabran ve ark., 2015). Hordeum murinum, Circium vulgare ile Lactuca serriola’nın da benzer şekilde reaksiyon verdiği fakat bazı parametrelerdeki artışlarının istatistiksel açıdan önemli olmadığı ortaya konulmuştur (Jabran ve ark., 2014). Bu sonuçlar bize CO2 oranındaki artışın istilacı bitkilerin hızlı gelişme ve yüksek biyomas oluşturmasını teşvik ettiği, dolayısıyla da bu bitkilerin istila potansiyelini arttırabildiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca artan CO2 oranına bağlı olarak istilacı bitkilerin gelişimindeki artış bu bitkilerin tarımsal ekosistemler için oluşturdukları riskleri de arttırmaktadır (Villa ve ark., 2007). Nitekim istilacı bitkiler ile kültür bitkileri arasındaki rekabetin şiddetini de arttırabilmektedir. Keten (Linum usitatissimum) ile beraber bulunan Silene cretica yüksek CO2 koşullarında daha rekabetçi olduğu saptanmıştır (Arnone III ve Kestenholz, 1997). Karbondioksit artışından sonra bitkilerin gelişimini etkileyen önemli bir diğer faktör de sıcaklık artışlarıdır. Bilindiği gibi sıcaklık bitkilerin gelişimi üzerine önemli seviyede etkili olup hava sıcaklıklarındaki birkaç derecelik değişim, bitkilerin gelişimini ve rekabetin seviyesini etkilemektedir (Alberto ve ark., 1996; Wright ve ark., 1999; Pandey ve ark., 2003; Tungate ve ark., 2007). Ancak sıcaklık artışının istilacı bitkilerin gelişimine etkisine yönelik sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Wright ve ark. (1999) önemli yabancı otlardan olan Senna obtusifolia ile Amaranthus palmeri’nin çimlenme ve gelişimi üzerine sıcaklığın rolünü araştırdıkları bir çalışmada gece ve gündüz hava sıcaklığı 26/22 oC'den 34/30 oC'ye çıkarıldığında S. obtusifolia’nın ağırlığının %150-200, A. palmeri’nin ise %150 ile 160 arasında artış gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca yüksek sıcaklıkta her iki yabancı otun da boyu ve yaprak alanı artış göstermiştir. Pandey ve ark. (2003) tarafından yapılan bir çalışmada ise farklı sıcaklık, nem ve ışık koşullarında yüksek CO2 miktarının Hindistan'da yaygın bir yabancı ot olan Parthenium hysterophorus’un gelişimi, üreme kapasitesi ve fotosentetik gaz değişimi üzerine etkilerini araştırmıştır. Kış döneminde yaz dönemine oranla yabancı otun biyomasının, oransal fotosentez miktarının, yaprak alanı indeksinin, çiçek ve tohum sayısının daha düşük olması nedeniyle bu yabancı otun gelişiminin soğuk koşullarca kısıtlandığı sonucuna varılmıştır. Yabancı ot maksimum fotosentez aktivitesini yaz aylarında (ortalama 25-35 oC) gösterirken bu oran kış aylarında (ortalama 7 oC) önemli oranda azalmıştır. Diğer yandan yüksek CO2 yaprakların fotosentez kabiliyetini ve su kullanım kapasitesini arttırmıştır. Tungate ve ark. (2007) sıcaklık artışının yabancı otların gelişimini ve buna bağlı olarak da kültür bitkisiyle olan rekabet gücünü etkileyeceğini belirtmektedir. Bu çerçeveden ABD'de soya alanlarında sorun olan 2 yabancı otun (Senna obtusifolia ve Sida spinosa) farklı sıcaklıklar ve soya ile rekabet altındaki gelişimi araştırılmıştır. Soya ve yabancı otlar sırasıyla gündüz ve gece sıcaklıkları olmak üzere; 42/37, 36/31, 32/27, 28/23 ve 23/18 oC koşullarında 30 gün süreyle yetiştirilmiş ve sıcaklık arttıkça yabancı ot türlerinin gelişiminin artığı ortaya konulmuştur. Optimum sıcaklıklarda yabancı otların gelişimi soyanın gelişiminden daha yüksek bulunmuştur. Genel olarak 32 oC ve üzerindeki sıcaklıklarda yabancı otların soya ya göre daha iyi gelişeceği ve bu nedenle de rekabetin çok daha kuvvetli olacağı öne sürülmüştür. Sıcaklık artışının istilacı bitkilerin gelişimini tetiklemesi ve böylelikle yaşam sürelerini normalden daha kısa sürede tamamlamalarına sebep olması tahmin edilen olasılıklardandır. Böylece bitkilerin vejetatif dönemden, generatif döneme geçişleri hızlanmakta ve yüksek fotosentez sonucunda generatif dönemde daha çok assimilantın kullanılabilir halde bulunması söz konusu olabilmektedir. Böylelikle bitkilerin daha yüksek fertilite göstermesi ve dolayısıyla yayılmasının artış gösterebileceği tahmin edilmektedir. Yüksek sıcaklığın ayrıca toprak ısısının yükselmesine sebep olmak suretiyle istilacı bitki tohumlarının hızlı çimlenmesi ve alanda sık kanopi oluşturmasını sağlaması beklenen bir durumdur. Böylelikle artan küresel sıcaklığın istilacı bitkilerin istila kapasitelerini arttırmasına hizmet edebileceği hızlı çimlenme, kısa jenerasyon periyodu ve artan tohum üretimi gibi etkileri olacağı ihtimali söz konusu olmaktadır. Sonuç olarak iklim değişimi, özellikle de artan CO2'in bazı istilacı bitkilerin gelişimi, biyoması, yaprak alanı ve kök gelişimini önemli oranda etkileyeceği, buna karşın bazılarınınkini ise olumsuz etkileyeceği tahmin edilmektedir. Böylelikle iklim değişimi sonucunda bazı istilacı türlerin daha agresif olarak yayılırken ön plana çıkacakları ve tarımsal alanlarda flora da önemli oranda değişimler olabileceği tahmin edilmektedir. Su stresi iklim değişimi sonucunda ortaya çıkan bir diğer önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Su stresi altında bir türün başarısı yada başarısızlığı bitkilerin su stresine fizyolojik toleranslarıyla bağlantılıdır. İstilacı bitkilerin yerel bitkilere oranla daha yüksek performans göstermesi genellikle su stresi olmayan koşullar için rapor edilmiştir (Burke ve Grime, 1996; Blicker ve ark., 2002; Kolb ve ark., 2002; Morris ve ark., 2002; Gerlach ve Rice, 2003; Leger ve Rice, 2003). Özellikle su stresinin yoğun olarak yaşanacağı düşünülen Akdeniz iklimine sahip bölgelerde su stresine dayanıklı olan istilacı bitkilerin diğer bitkilere göre daha başarılı olma şansına da sahip olacakları söylenebilir. Ancak, diğer bitkilerde olduğu gibi istilacı türlerin gelişimi üzerine de sadece CO2 oranı ile sıcaklık değil; ışık, su ve besin elementleri gibi diğer rekabet faktörleri bir arada etki ederler (Özer ve ark., 2001). Nitekim yapılan bazı çalışmalarda istilacı bitkiler üzerine sıcaklık, CO2 ve su stresi koşullarının birbiriyle interaksiyon halinde etki ettiğini ortaya koymuştur. Örneğin Alberto ve ark. (1996) tarafından çeltik ile yabancı ot Echinochloa glabrescens arasındaki rekabette sıcaklık ve CO2'in bitki gelişimi ile rekabet üzerine etkisi çalışılmıştır. Çalışma sonucunda düşük sıcaklık ve yüksek CO2'in çeltik/yabancı ot biyomas oranını çeltik lehine değiştirirken, yüksek sıcaklıkta yabancı ot lehine değiştirdiği ortaya konulmuştur. Kısaca yabancı otun yüksek sıcaklık ve CO2 koşulunda daha rekabetçi olduğu belirlenmiştir. Güney Akdeniz alanlarında görülen Amaranthus retroflexus’un su stresi koşullarında fotosentetik aktivitesini ve gelişimini belirlemek Güney İtalya'da sulama yapılan ve yapılmayan biber ekim alanında gerçekleştirilen bir çalışmada ise; toprağın su içeriği ile horozibiği yapraklarında net asimilasyon oranı, stoma iletkenliği, terleme oranı ve hücreler arası CO2 konsantrasyonu periyodik olarak ölçülmüştür (Lovelli ve ark., 2010). Sonuç olarak sulama koşullarında daha yüksek fotosentez ve stomatal iletkenliğin olduğu tespit edilmiştir. Bir diğer çalışmada artan CO2'nin C3 bitkilerinin rekabet yeteneğini C4 bitkilerine göre daha fazla arttırabileceğini ancak bunun diğer iklimsel değişkenlere de bağlı olabileceğini ortaya koymuşlardır (Valerio ve ark., 2011). Bu amaçla yapılan çalışmalarda C4 bitkisi olan A. retroflexus su stresi olmadan 3 farklı CO2 oranlarında (400, 600 ve 800 ppm) yetiştirilmiştir. C3 bitkisi olan domatesin A. retroflexus’a göre arttırılmış CO2 miktarı ve sulama koşulları altında fotosentez oranı, bitki boyu, yaprak alanı ve biyoması artmıştır. Ancak suyun sınırlı olduğu durumlarda, CO2 miktarı da yüksek olduğunda A. retroflexus’un rekabet gücünün, boyunun ve biyomasının arttığı da gözlenmiştir. Bu sonuç su stresi olmadığı zaman domatesin, su stresi altında ise horozibiğinin CO2'den daha yüksek oranda yararlandığı sonucu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu çalışmalar iklim değişikliği sonucunda meydana gelen değişimlerin teker teker değil bir bütün olarak ele alınması gerektiğini ortaya çıkmaktadır. Zira, iklim değişikliği ile etkilenmesi beklenen bu büyüme faktörleri veya kaynaklar (CO2, ışık, su, sıcaklık vb) ‘minimum yasası' çerçevesinde iş görmektedir. Yani sıcaklık ve CO2‘teki artışa rağmen en az bulunan kaynak (su, ışık, besin maddesi vb) hem kültür bitkisi hem de istilacı bitkiler dahil yabancı otun gelişim düzeyini belirlemektedir (Önen ve Özcan, 2010).

3. YEREL VE İSTİLACİ BİTKİLERİN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE TEPKİLERİ 

Kontrollü koşullar altında yapılan çalışmalar istilacı bitkilerin iklim değişikliği ile ortaya çıkması muhtemel yeni koşullara (değişime), özellikle de CO2 artışına, gösterdikleri tepkinin genellikle yerel türlere oranla daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumun varlığı yüz yıllık bir veri serisinde yapılan değerlendirmeler sonucunda de ortaya çıkarılmıştır (Willis ve ark., 2010). Ayrıca değişen iklim koşulları altında istilacı bitkilerin yerel bitkilere göre daha rekabetçi oldukları da ileri sürülmektedir. Ancak bu hipotez deneysel olarak çok net bir şekilde ortaya konulamamıştır (Dukes ve Moony, 1999; Rejmanik, 1995). Sıcaklığın etkisinin belirlenmesi için yapılan bazı çalışmalarda sıcaklık artışının istilacı bitkiler üzerine etkisinin yerel türlere oranla daha yüksek olduğu belirtilmiş olsa da (Carveth ve ark., 2006), diğer bazı çalışmalarda zıt sonuçlar elde edilmiştir (Human ve Gordon, 1996; McMahon, 2002; Holway ve ark., 2002). Ancak Van Kleunen ve ark. (2010) istilacı bitkilerin bazı biyotiplerinin fizyolojik ve gelişme aktivitelerini zorlamak suretiyle kendilerine avantaj sağladıkları ve böylelikle rekabette üstün geldiklerini bildirmiştir. Nitekim yapılan bazı çalışmalarda değişen iklim koşullarında istilacı bitkilerin yerel bitkilere oranla daha yüksek yaprak alanı ile fotosentez oranına ve bunlara bağlı olarak gelişme oranına sahip olduğunu ortaya koymuştur (Pattison ve ark., 1998). Benzer şekilde bir başka çalışmada da değişen iklim koşullarında istilacı bitkilerin yerel türlere oranla daha yüksek fotosentez oranı, biyomas, azot kullanım etkinliği, yaprak azot içeriği ve ışık tutma kapasitesine sahip olduğu ortaya konulmuştur (Durand ve Goldstein, 2001). İstilacı bitkiler iklim değişimine biyolojik, genetik ve fizyolojik olarak adapte olabilmektedirler. Willis ve ark. (2010). Bu bitkilerin özellikle sıcaklık değişimlerine daha hızlı adapte olabildiklerini ve yüksek sıcaklıklarda istilacı bitkilerin çiçeklenme zamanlarının yerel bitkilere oranla 9-11 gün daha erken olduğu da belirtilmektedir. Bu sebeple de Science dergisinde yayınlanan bir çalışmada Colautti ve Berret (2013) istilacı bitkilerin iklim değişimine uzun süreli adaptasyonu sayesinde erken çiçeklenme ve daha az enerji harcayarak yüksek biyomas oluşturması gibi sahip oldukları avantajlar sayesinde farklı ekolojik bölgelerde yayılmalarının artacağını bildirmişlerdir. 

4. İKLİM DEĞİŞIKLİĞİ VE İSTİLACİ BİTKİLERLE MÜCADELE 

İklim değişikliğine bağlı olarak istilacı bitkilerde görülen fizyolojik ve morfolojik farklılıklarında bir sonucu olarak, mücadele amacıyla kullanılan herbisitlerin etkisinde de farklılıkların ortaya çıkması muhtemeldir. Nitekim küresel ısınmaya bağlı olarak artan sıcaklık ve karbondioksit miktarının yabancı otların gelişimini ve habitatlarının genişlemesine olumlu katkı vermesi yanında kimyasal mücadeleyi de olumsuz etkileyeceği farklı araştırmalarla ortaya konulmuştur (Ziska, 2008 ve 2010). Dolayısıyla da iklim değişiklikleri muhtemelen istilacı türlerin her geçen gün özellikle tarım alanlarında artış göstereceğini ve daha büyük sorun haline geleceğini ortaya koymaktadır (Ziska ve Teasdale, 2000; Ziska ve ark., 2004; Ziska, 2008) 4. SONUÇ İklim değişiminin istilacı bitkilerin gelişme, üreme, yayılma, rekabet gücü vb özelliklerini önemli oranda etkileyebileceği ve buna bağlı olarak istilacı bitkilerin mücadele stratejilerinin de bu değişimlerden etkilenebileceği ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple de sahip oldukları özelliklerle halihazırda büyük sorun oluşturan istilacı yabancı otların çok daha büyük sorun haline gelme potansiyelleri bulunmaktadır (Ziska ve George, 2004). Dolayısıyla istilacı bitkileri iklim değişikliğinin olası etkileri çerçevesinde tekrar ve daha dikkatli bir şekilde ele almak durumunda olduğumuz göz önünde bulundurulmalıdır.



5.KAYNAKÇA

ALBERTO A.M.P., ZISKA L.H., CERVANCIA C.R., MANALO P.A. (1996). The influence of increasing carbon dioxide and temperature on competitive interactions between a C3 crop, rice (Oryza sativa) and a C4 weed (Echinochloa glabrescens). Aus J Plant Physiol., 23(6), 795-802.
ANONIM (2009a). Küresel ısınmanın sonuçları http://www.kuresel- isinma.org/kureselisinma/kuresel-isinmanin-sonuclari.html
ANONIM (2009b). Küresel ısınmanın etkileri http://www.kuresel- isinma.org/kureselisinma/kuresel-isinmanin-etkileri.html
ARNONE III J.A.,KESTENHOLZ C. (1997). Root competition and elevated CO2: effects on seedling growth in Linum usitatissimum populations and Linum-Silene cretica mixtures. Func Ecol., 11, 209-214
ARRHENIUS S. (1896). On the influence of carbonic acid in the air upon the temperature of the ground. Philos. Mag., 41, 237-276.
BLICKER P.S., OLSON B.E., ENGEL R. (2002). Traits of the invasive Centaurea maculosa and two native grasses: effect of N supply. Plant Soil., 247, 261-269.
BOOKER F., MUNTIFERING R., MCGRATH M., BURKEY K., DECOTEAU D., FISCUS E., MANNING W., KRUPA S., CHAPPELKA A., GRANTZ D. (2009). The Ozone component of global change: Potential effects on agricultural and horticultural plant yield, product quality and interactions with invasive species. J Integr Plant Biol., 51 (4), 337-351.
BURKE M.J.W., GRIME J.P. (1996). An experimental study of plant community invasibility. Ecology., 77, 776-790
CARVETH C.J., WIDMER A.M., BONAR S.A. (2006) Comparison of upper thermal tolerances of native and nonnative fish species in Arizona. Trans Amer Fish Soc., 135, 1433-1440.
COLAUTTI R.I., BARRETT S.C.H. (2013). Rapid adaptation to climate facilitates range expansion of an invasive plant. Science., 342, 364-366.
CRUTZEN P.J., STOERMER E.F. (2002). The Anthropocene. IGBP Newsletter 41, 17-18
DIXON G.R. (2012): Climate change - impact on crop growth and food production, and plant pathogens, Can J Plant Pathol, 34(3), 362-379.
DuKeS J.S., MOONEY H.A. (1999). Does global change increase the success of biological invaders? Trends Ecol Evol., 14, 135-139.
DURAND L.Z., GOLDSTEIN G. (2001). Photosynthesis, photoinhibition, and nitrogen use efficiency in native and invasive tree ferns in Hawaii. Oecologia., 126(3), 345-354.
GERLACH J.D., RICE K.J. (2003). Testing life history correlates of invasiveness using congeneric plants species. Ecol Appl., 13, 167-179.
HOBBS R.J., MOONEY H.A. (2005). Invasive species in a changing world: the interactions between global change and invasives. In Invasive alien species. A new synthesis (eds
MOONEY H.J., MACK R.N., MCNEELY J.A., NEVILLE L.E., SCHEI P.J., WAAGE J.K.) Washington, DC: Island Press.pp. 310-331.
HOLWAY D.A., SUAREZ A.V., CASE T.J. (2002). Role of abiotic factors in governing susceptibility to invasion: a test with Argentine ants. Ecology., 83, 1610-1619.
HUMAN K.G., GORDON D.M. (1996) Exploitation and interference competition between invasive Argentine ant, Linepithema humile, and native ant species. Oecologia 105, 405­412.
IPCC (2007) Climate Change 2007: Synthesis Report. A contribution of working groups I, II and III to the fourth assessment report of the Intergovernmental Panel on Climate Change. IPCC
JABRAN K., DOĞAN M.N., EREN Ö. (2013). Effect of normal and elevated CO2 levels on the growth of some invasive weeds in Turkey. 4th ESENIAS Workshop: International Workshop on IAS in Agricultural and Non-Agricultural Areas in ESENIAS Region, 16-17 December 2013 Çanakkale Onsekiz Mart University, Turkey
JABRAN K., DOĞAN M.N., EREN Ö. (2014). Growth of three invasive weed species under normal and elevated CO2. NEOBIOTA—8th International Conference on Biological Invasions—from understanding to action. 03-08 November 2014. Antalya-Turkey.
JABRAN K., DOĞAN M.N., EREN Ö. 2015. Effect of ambient and simulated CO2 on the growth of invasive weed Potentilla recta L. Agriculture and Forestry.
JAGGARD K.W., QI A., OBER E.S. (2010). Possible changes to arable crop yields by 2050. Phiols Trans R Soc Biol Sci., 365, 2835-2851.
KOLB A., ALPERT P., ENTERS D., HOLZAPFEL C. (2002). Patterns of invasion within a grassland community. J Ecol., 90, 871-881.
LEGER E.A., RICE K.J. (2003). Invasive California poppies (Eschscholzia californica Cham.) grow larger than native individuals under reduced competition. Ecol Lett., 6, 257-264
LOVELLI S., PERNIOLA M., FERRARA A., AMATO M., DITOMMASO T. (2010). hotosynthetic response to water stress of pigweed (Amaranthus retroflexus) in a Southern-Mediterranean Area. Weed Sci., 58 (2), 126 -131.
MCMAHON R.F. (2002). Evolutionary and physiological adaptations of aquatic invasive animals: r selection versus resistance. Can J Fish Aquat Sci., 59, 1235-1244.
MORRIS L.L., WALCK J.L., HIDAYATI S.N. (2002). Growth and reproduction of the invasive Ligustrum sinense and native Forestiera ligustrina (Oleaceae): implications for the invasion and persistence of a nonnative shrub. Int J Plant Sci., 163, 1001-1110.
ÖNEN H., ÖZCAN S. (2010). İklim değişikliğine bağlı olarak yabancı ot mücadelesi. Ed. SAYILI M. 2010. İklim Değişikliğinin Tarıma Etkileri ve Alınabilecek Önlemler. T.C. Kayseri Valiliği İl Tarım Müdürlüğü Yayın No:2, S:336-357, Fidan Ofset, Kayseri.
ÖZER Z., KADIOĞLU İ., ÖNEN H., TURSUN N. (2001). Herboloji (Yabanci ot bilimi - 3. baskı) Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Yayınları no:20, Kitap Serisi No:10, Tokat.
PANDEY D.K., PALNI L.M.S., JOSHI S.C. (2003). Growth, reproduction, and photosynthesis of ragweed parthenium (Parthenium hysterophorus). Weed Sci., 51(2), 191-201.
PATTISON R.R., GOLDSTEIN G., ARES A. (1998). Growth, biomass allocation and photosynthesis of invasive and native Hawaiian rainforest species. Oecologia., 117(4), 449­459.
PETITPIERRE B., KUEFFER C., BROENNIMANN O., RANDIN C., DAEHLER C., GUISAN A. (2012). Climatic niche shifts are rare among terrestrial plant invaders. Science., 335, 1344­1348.
REJMANEK M. (1995). What makes a species invasive? In: Pysek P., Prach K., Rejmanek M., Wade M. eds. Plant invasions: general aspects and special problems. Amsterdam: SPB Academic Publishing. pp 3-13.
STEIG G., SCHNEIDER D.P., RUTHERFORD S.D., MANN M.E., COMISO J.C., SHINDELL, D.T. (2009). Warming of the Antarctic ice-sheet surface since the 1957 International Geophysical Year. Nature., 457 (7228), 459-462.
THUILLER W., LAVOREL S., ARAUJO M., SYKES M.T., PRENTICE I.C. (2005). Climate change threats to plant diversity in Europe. Proc Natl Acad Sci., USA 102:8245-50
TUNGATE K.D., ISRAEL D.W., WATSON D.M., RUFTY T.W. (2007). Potential changes in weed competitiveness in an agroecological system with elevated temperatures. Environ Exper Bot., 60, 42-49.
ULUDAG A., YAZLIK A., JABRAN K., TURKSEVEN S., STARFINGER U. (eds.). (2014). NEOBIOTA—8th Proceedings of International Conference on Biological Invasions—from understanding to action. 03-08 November 2014. Antalya-Turkey.
VALERIO M., TOMECEK M.B., LOVELLI S., ZISKA L.H. (2011). Quantifying the effect of drought on carbon dioxide induced changes in competition between C3crop (tomato) and a C4 weed (Amaranthus retroflexus). Weed Res., 51(6), 591-600.
VAN KLEUNEN M., WEBER E., FISCHER M. (2010). A meta-analysis of trait differences between invasive and non-invasive plant species. Ecology letters., 13(2), 235-245.
VILA M., BASNOU C., PYSEK P., JOSEFSSON M., GENOVESI P., GOLLASCH S., NENTWIG W., OLENIN S., ROQUES A., ROY D., HULME P., PARTNERES DAISIE. (2010). How well do we understand the impacts of alien species on ecosystem services? A pan-European cross-taxa assessment. Front Ecol Environ., 8, 135- 144.
VILA M., CORBIN J.D., DUKES J.S., PINO J., SMITH S.D. (2007). Linking plant invasions to global environmental change. In Terrestrial ecosystems in a changing world. Springer Berlin Heidelberg. pp. 93-102.
VILA M., ESPINAR J., HEJDA M., HULME P., JAROSiK V., MARON J., PERGL J., SCHAFFNER U., SUN Y., PYSEK P. (2011). Ecological impacts of invasive alien plants: a meta-analysis of their effects on species, communities and ecosystems. Ecology Letters., 14, 702-708.
WARD N.L., MASTERS G.J. (2007). Linking climate change and species invasion: an illustration using insect herbivores. Global Change Biol., 13, 1605-1615.
WILLIS C.G., RUHFEL B.R., PRIMACK R.B., MILLER-RUSHING A.J., LOSOS J.B., DAVIS C.C. (2010) Favorable climate change response explains non-native species success Inthoreau's woods. PLoS ONE 5(1): e8878. doi:10.1371/journal.pone.0008878
WRIGHT S.R., COBLE H.D., RAPER C.D., RUFTY T.W. (1999). Comparative responses of soybean (Glycine max), sicklepod (Senna obtusifolia), and Palmer amaranth (Amaranthus palmeri) to root zone and aerial temperatures. Weed Sci., 47, 167-174.
ZISKA L.H. (2008). Climate Change and Invasive Weeds. Powerpoint sunu, Northeastern Weed Science Society Meetings, Philadelphia, Pennsylvania.
ZISKA L.H. (2010). Past, Present and Future Atmospheric Carbon Dioxide and the Potential Response of “Invasive” Weeds. Powerpoint sunu, Northeastern Weed Science Society Meetings, Philadelphia, Pennsylvania.