Tel: 0356 252 16 16 (dahili: 21 65) | Mail: info@i-bil.com


ÜLKEMİZDE İSTİLACI TÜRLERE GENEL BİR BAKIŞ
Alıntı için: AKBAŞ B., ASAV Ü., 2015. ÜLKEMİZDE İSTİLACI TÜRLERE GENEL BİR BAKIŞ. TÜRKİYE İSTİLACI BİTKİLER KATALOĞU, S: 125-130. Editör Huseyin ONEN, T.C. GIDA, TAR. VE HAY. BAKANLIĞI. TAGEM, Bit. Sağ. Araş. Daire Başk. TÜRKİYE, ISBN: 978-605-9175-05-0 - PDF Tam Metin İçin Tıklayın


ÖZET

Tarımsal üretim sistemlerinin sürdürülebilir kullanılmasında biyolojik çeşitlilik, anahtar rollerden birini üstlenmektedir. Biyolojik çeşitliliği tehdit eden önemli unsurlardan biri olan istilacı türler, gerek ülkemizde ve gerekse dünyada kontrol edilmesi gereken zararlı organizmaların başında gelmektedir. İstilacı bitki türlerinin kontrolü Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın stratejik planları doğrultusunda toplumumuzun yeterli ve dengeli beslenmesini sağlamaya yönelik faaliyetleri arasında yer almaktadır. Ülkemizin tarım alanlarındaki biyolojik zenginliğinin korunması için yürütülen faaliyetler taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere uygun olarak yürütülmektedir. Dolayısıyla Bakanlığımızın başta istilacı yabancı otlar olmak üzere genel olarak istilacı yabancı türlere karşı uyguladığı ve hedeflediği tedbirler bu çalışmada belirtilmiştir.


1. 
GİRİŞ - KAVRAMLAR

İnsanoğlu hayatiyetini devam ettirebilmek ve yaşam standartlarını yükseltmek için yeryüzündeki doğal kaynaklar ihtiyaç duymaktadır. Yeryüzünde bulunan bu doğal kaynaklar temel olarak çayır-meralar, tarım alanları, ormanlar ve göller gibi yenilenebilir kaynaklar ve petrol, demir, bakır gibi kısıtlı yenilenemeyen doğal kaynaklar olmak üzere iki ana grupta toplanmaktadır. İnsanoğlunun son yüzyıldaki baş döndürücü gelişiminin (tarım, endüstri, teknoloji vb alanlarda) bir sonucu olarak yeryüzünde bulunan sınırlı kaynaklar yavaş yavaş tükenmekle karşı karşıyadır. Sınırlı kaynakların her geçen gün azalması beraberinde yenilenebilen doğal kaynakların çok daha stratejik bir duruma geçmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla yenilenebilen doğal kaynaklarını bilinçli ve sürdürülebilir bir şekilde kullanan ülkeler, insanlarına gelecekte de sosyal çalkantılardan uzak, huzurlu bir yaşama ortamı sağlayabilecek ve uluslararası (başta ekonomik) ilişkilerde çok daha güçlü bir durumda bulunacaklardır.

Ülkemiz; iklim ve toprak özellikleri bakımından birbirinden çok farklı coğrafi bölgelere sahip olması, Asya ve Avrupa kıtalarının kesişme noktasında bulunması ve üç önemli fitocoğrafik bölge içerisinde yer alması nedeniyle özellikle bitki çeşitliliği bakımından dünyada çok önemli bir yere sahiptir. Son dönemde yapılan katkılarla ülkemiz 12.000'in üzerinde bitki türüne ev sahipliği yaptığı belirlenmiştir. Türkiye bitki çeşitliliğinde olduğu gibi endemizm oranı (% 32) bakımından da dünyada önemli bir yere sahiptir. Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında ülkemizin sahip olduğu bu zenginlik çok daha iyi bir şekilde anlaşılabilir. Zira, Avrupa'da en fazla endemik türe sahip olan Yunanistan'da sadece 800 endemik tür bulunurken, bu rakam ülkemizde 4.000 civarındadır. Sahip olduğumuz bu yüksek çeşitlilik düzeyi, ülkemize bir taraftan önemli fırsatlar/imkânlar sunarken, beraberinde bütün insanlığın ortak mirası olan bu çeşitliliğin korunması için bize büyük sorumluluklar da yüklemektedir. Bu çerçeveden son derece büyük riskler ve tehditlerin baskısı altında bulunan bu zenginliğimizin korunmasının yaşamsal öneme sahip olduğu bilinmelidir. Diğer yandan ülke olarak altına imza attığımız uluslararası sözleşmeler ve ülke hedeflerimiz biyolojik çeşitliliğin korunmasını bir zorunluluk haline getirmektedir. Ancak bütün bu faaliyetlerin büyük ekonomik maliyetleri olduğu dikkate alındığında sahip olduğumuz biyolojik zenginliğimizin hızla ekonomiye kazandırılmasının da bir gereklilik olduğu ortaya çıkmaktadır.

2.  TARAF OLDUĞUMUZ ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER

Rio Zirvesi:     172 ülkenin katılımıyla yalnızca uluslararası düzeyde gerçekleştirilen en büyük toplantı olmakla kalmamış aynı zamanda birçok gelişmeye de öncülük etmiştir. Rio Zirvesi; küresel ölçekte, sistemlerin, çevre değerlerine ve sürdürülebilir gelişme ilkelerine uygun yapılandırılmasının kabul edilerek, sürdürülebilir gelişme kavramının benimsenmesinde siyasi irade ve fikir birliği sağlaması bakımından da önemlidir. Rio Zirvesi'ne katılan Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 156 devlet, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesini imzalayarak kendi sınırları içerisindeki bitkilerin, hayvanların ve mikrobiyolojik yaşamın çeşitliliğinin tam olarak korunması sorumluluğunu üstleneceklerine, ayrıca biyolojik kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanacaklarına ve biyolojik çeşitlilikten sağlanan faydaları adil ve eşit olarak paylaşmanın yollarını arayacaklarına dair taahhütlerde bulunmuşlardır.

Sözleşme, gelecek nesillerin doğal kaynaklara olan gereksinmelerinden ödün vermeden, bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilme anlamına gelen istikrarlı ve sürdürülebilir gelişme kavramı üzerine kurulmuştur. Rio Zirvesi'nin küresel çevre politikalarına katkıları, Zirve'de imzaya açılan belgeler çerçevesinde daha iyi anlaşılmaktadır. Söz konusu belgelerin, Türkiye'nin tarımsal alandaki VİZYON 2023 çalışmasına ışık tutmaktadır. Bu kapsamda, Türkiye'nin taraf olduğu ve kabul ettiği uluslararası belge/bildirgeler arasında 1992 Rio Zirvesinin çıktıları gelecekteki vizyonun belirlenmesi için de büyük öneme sahiptir.

Rio Deklarasyonu: Çevre ve gelişme alanında gerek devletlerin birbirleriyle gerekse devletlerin yurttaşlarıyla olan ilişkilerini düzenleyen ve 1972 Stockholm Konferansı'nda kabul edilen Bildirge ile örtüşmektedir. Çevre koruma politikalarının diğer tüm politikalarla bütünleştirilmesini, çevresel etki değerlendirmesinin önemini ve halkın katılımını vurgulaması açısından da son derece önemli bir siyasi belge niteliğindedir.

Orman Prensipleri: Özellikle tropikal ormanların korunması için uluslararası bir sözleşmenin de kabul edilmesi yolunu açan önemli bir belgedir. Genel anlamda bildirge ormanların tüm insanlığa ait olarak korunması ve yeniden üretilmesi gerektiği prensibine dayanmaktadır.

Gündem 21: Adından da anlaşılacağı üzere 21. yüzyıl için hazırlanan, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri kapsayan bir eylem programıdır. Bu programın uygulanabilmesi için, her ülke hükümetinin kendi ulusal Gündem 21 programını Rio Bildirgesine uygun olarak hazırlaması gerekmektedir. Temel olarak doğal kaynakların sürdürülebilir ve gelecek kuşakların haklarını ihlal etmeden kullanımını sağlamak, çevreye daha fazla zarar verilmesini önlemek amacıyla çevrenin her alanında tüm devletlere görev ve sorumluluk veren bir belgedir.

İklim Değişikliği Sözleşmesi: Birleşmiş Milletler öncülüğünde imzalanan küresel ısınmaya yönelik hükümetler arası ilk çevre sözleşmesidir. Sözleşme; insan kaynaklı çevresel kirliliklerin iklim üzerinde tehlikeli etkileri olduğunu kabul ederek atmosferdeki sera gazı oranlarını düşürmeyi ve bu gazların olumsuz etkilerini en aza indirerek belli bir seviyede tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda genel ilkeler, eylem stratejileri ve ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemektedir.

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi: Ülkemizde 14 Mayıs 1997 tarihinde Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmede yer alan temel prensipler; (i) ekosistem bütünlüğünün korunması, (ii) ön tedbir (ihtiyati tedbir) alınması ve (iii) biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımıdır. Küresel girişimler içerisinde kesişen konular ise; (i) genetik kaynaklara erişim ve yarar paylaşımı, (ii) iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik, (iii) bitki koruma için küresel strateji, (iv) yabancı istilacı türler ve (v) biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilir kullanımı şeklinde sıralanabilir.

Bu prensipler içerisinde bulunan yabancı istilacı türlere dikkat çekilmesi bu bitkilerin; ekosistemleri, doğal habitatları ve bölgede yaşayan canlı topluluklarını etkileyerek yerli türlerin yok olmasına ve ekosistemin fonksiyonlarında kayıplarına neden olarak çeşitli sektörleri ekonomik olarak etkileyebilmeleri ve biyoçeşitliliği tahrip edebilmelerinin (Öztürk ve ark., 2006) bir sonucudur. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesine taraf olan ülkelerden biri olan Türkiye, biyolojik çeşitliliğin küresel ve ulusal ölçekte korunması için taahhütte bulunarak, biyolojik çeşitliliğin yaşamsal ve sosyo-ekonomik değer ve önemini kabul etmiş ve Sözleşme tarafından belirlenen üç hedefe i) Biyolojik çeşitliliğin korunması, ii) Biyolojik çeşitlilik ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, iii) Genetik kaynakların kullanımından elde edilen faydaların adil ve eşit paylaşımına ulaşmak üzere sorumluluk üstlenmiştir.

3.    İSTİLACI YABANCI BİTKİLER VE ÜLKEMİZDE ALINAN ÖNLEMLER

Biyolojik çeşitliliği tehdit eden ana unsurlardan biri hiç kuşkusuz istilacı bitkilerdir. İstilacı yabancı bitki türleri ekolojik toleransları çok yüksek olan bitkiler olup, çok değişik ekosistemlerde rahatça yerleşmekte ve bulunduğu bölgede kısa sürede baskın türler haline gelebilmektedir. Söz konusu bu türler toprak, su, nem, yükselti gibi ekosistem bileşenleri bakımından çok uyumlu olmalarının yanında, çoğunlukla etkin şekilde pasif yayılma araçlarını (rüzgâr, su, insan, hayvanlar vd.) kullanarak hızlı ve etkin şekilde yayılabilmektedirler. Hızla yayılan istilacı bitkiler yeni girdikleri ekosistemlerde başta yerli bitki türleri olmak üzere birçok canlıyı baskı altına alabilmektedirler. Diğer yandan istilacı yabancı otların gelişme ve üreme potansiyellerinin üzerinde herhangi bir çevre baskısının bulunmayışı (zararlı, hastalık veya herbivor) nedeniyle, taşındıkları bölgelere yerleşerek popülasyonları kısa sürede salgın oluşturacak düzeye ulaşır. Bu sebeple de yayılışları genel olarak tarımsal alanlarla sınırlı kalmayıp yol kenarları, boş alanlar, çayır-mera ve sulak alanları da istila etmektedirler. Böylelikle bu alanlarda biyolojik çeşitlilik, tarımsal üretim ve insan sağlığı üzerinde önemli problemlere neden olmaktadırlar (Anonim, 2013a; Önen ve Özcan, 2010). Avrupa'da yıllık en az 12 milyar € zarara neden oldukları (Kettunen ve ark., 2009) ve sadece Almanya'da oluşturdukları zararın 1,7 milyar €'ya ulaşabildiği belirtilen yabancı istilacı türlere karşı Avrupa'da son dönemlerde ciddi tedbirler alınmaya başlanmıştır.

Biyolojik çeşitliliği tehdit eden ana unsurlardan biri olan istilacı bitki türleri ile mücadele, ülkemizde de son yıllarda dikkatli şekilde izlenen konulardan biridir. İstilacı bitkilerin gerek ekolojik ve gerekse kültür bitkileri üzerindeki ekonomik zararlarını ortadan kaldırmak için öncelikle toplumda farkındalığın oluşturulması ve bölgeye özel sürdürülebilir kontrol stratejilerinin hayata geçirilmesi gerekmektedir. İstilacı bitkiler ile mücadele konusu ülkemizin gündemine yeni girmiş konulardan biri olması münasebetiyle, toplumsal farkındalığın artırılması büyük önem arz etmektedir.

Ülkemizin tarım ve gıda alanındaki Vizyon 2023'e göre,“toplumun sağlıklı beslenme gereksinimlerini yeterli nicelik ve nitelikte, ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan sürdürülebilir yollarla karşılamak; verimliliği artan tarım ve tarımsal sanayi ile uluslararası alanda rekabet edebilmek” için bitkisel üretim, orman, hayvancılık ve balıkçılık gibi sektörlerde sürdürülebilir bir üretim için istilacı türlerin ülkemize girişlerinin engellenmesi, yayılmasının önlenmesi ve mücadele çalışmalarının yürütülmesi gerekmektedir. Bu durum ülkemizde çevrenin korunması ve insan sağlığı için de bir zorunluluktur. Bu çerçeveden Bakanlığımızın başta istilacı yabancı otlar olmak üzere genel olarak istilacı yabancı türlere karşı uyguladığı ve/veya hedeflediği tedbirler aşağıda sıralanmıştır.

•  Ülkemizdeki biyolojik türler için bir veri tabanı ve izleme sistemi oluşturmak,

• Ülkeye ithal edilecek bir bitkinin verebileceği zararlar konusunda geniş kapsamlı araştırmalar yapmak ve bununla ilgili olarak, öncelikle bir istilacı türler listesi oluşturmak,

• Konuya ilişkin olarak yasal düzenlemeler yapılarak istilacıların ülkeye ithalat yoluyla girişini engellemek,

• Doğal yollarla yayılan istilacı türlere karşı farkındalık çalışmaları yapmak ve gereken önlemleri (eradikasyon çalışmaları, bölgeye özel mücadele vb) almak,

• Kapasite geliştirme kapsamında konuyla ilgili olarak ihtiyaç duyulan teknik eleman yetiştirilmesi çalışmalarını yürütmek,

• İlgili paydaşlar (üniversiteler, ilgili bakanlıklar ve sivil toplum kuruluşları) ile işbirliği çalışmaları yapmak ve konuyla ilgili olarak toplumu bilinçlendirmek için farklı bilgilendirme kampanyaları düzenlemektir.


5. KAYNAKÇA

ANONİM (2013). Plants, http://www.invasivespeciesinfo.gov/plants/
KETTUNEN M., GENOVESI P., GOLLASCH S., PAGAD S., STARFINGER U., BRINK P., SHINE C., (2009) Technical SupporttoEuStrategyon InvasiveAlienSpecies (Ias), Assessment of theimpacts of IAS in Europe andthe EU Service, contract No 070307/2007/483544/MAR/B2.
ÖNEN H., ÖZCAN S. (2010) İklim Değişikliğine Bağlı Olarak Yabancı Ot Mücadelesi. İklim Değişikliğinin Tarıma Etkileri ve Alınabilecek Önlemler. Ed: SAYILI M.,T.C. Kayseri Valiliği İl Tarım Müdürlüğü Yayın No:2, Fidan Ofset, Kayseri, S:336-357.
ÖZTÜRK M., SAKÇALI S., BAŞLAR S., GÜVENSEN A. (2006) Çevre Koruma ve Allelopati. Allelopati Çalıştayı Bildiriler Kitabı. Syf. 305 - 322 Yalova.