Tel: 0356 252 16 16 (dahili: 21 65) | Mail: info@i-bil.com


İSTİLACI BİTKİLERİN MÜCADELESİ

Alıntı için: JABRAN K., DOĞAN M N., 2015. İSTİLACI BİTKİLERİN MÜCADELESİ.TÜRKİYE İSTİLACI BİTKİLER KATALOĞU, S: 68-80. Editör Huseyin ONEN, T.C. GIDA, TAR. VE HAY. BAKANLIĞI. TAGEM, Bit. Sağ. Araş. Daire Başk. TÜRKİYE, ISBN: 978-605-9175-05-0 - PDF Tam Metin İçin Tıklayın



ÖZET

İstilacı bitkiler son yılların önemli problemleri arasında yer almaktadır. Bu bitkiler doğal ekolojilere önemli oranda zarar vermekte ve böylelikle çevresel sorunlara ve ekonomik kayıplara neden olmaktadırlar. Bu nedenle istilacı bitkilerin kontrolü ve mücadelesi bilimsel çalışmalar açısından en popüler konular arasında yer almaktadır. Özellikle ABD ve pek çok Avrupa ülkesinde istilacı bitkilerin mücadelesi için ciddi oranda çabalar ortaya konulmaktadır. İstilacı bitkilerin kontrolündeki ilk aşama bu bitkilerin tohum yada vejetatif çoğalma yapılarının sınırlar ötesinde tutulmasıdır ki bu önleme karantina adı verilmektedir. Karantina önlemleri oldukça hassas olarak uygulanmalıdır. Benzer şekilde istilacı bitkilerin istilanın erken aşamalarında farkına varılması da istilacı bitkilerin kontrolü açısından önemli bir husustur. Elle yolmak, çapalamak, biçmek vb kontrol yöntemleri de istilacı bitkilerin mücadelesinde kullanılan önemli yöntemlerdir. Her ne kadar yakma da istilacı bitkilerin kontrolünde etkili olan bir diğer yöntem olsa da bu yöntemin istilacı bitkilerin kontrolündeki yerinin daha net anlaşılabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Kimyasal mücadele de istilacı bitkilerin kontrolünde etkili olarak uygulanan yöntemlerdir. Triclopyr, glyphosate, chlorsulfuron, picloram, 2,4-D, dicamba, aminopyralid, fluazifop, metsulfuron, imazapic ve imazapyr istilacı bitkilerin kontrolünde sıklıkla kullanılan bazı herbisitlerdir. Ancak yukarıda belirtilen uygulamaların her birisi istilacı bitkilerin kontrolünde belirli oranlarda etkili olsalar da bunların entegre olarak uygulanması ve entegre mücadelede özellikle kimyasal yöntemlere yer verilmesi etkili ve sürdürülebilir bir kontrol sağlamada oldukça önemlidir.

1.   GİRİŞ

Son yüzyıldan itibaren bilim ve teknolojideki gelişmeler sonucunda ulaştırma sektöründe önemli ilerlemeler meydana gelmiştir. Böylelikle insanların; mal ve ürünlerin bölgeden bölgeye, hatta kıtadan kıtaya taşınması mümkün olmuş ve hızla artış göstermiştir. Bu gelişmelerin pek çok pozitif sonuçlarının yanı sıra bazı dezavantajları da zaman içerisinde gündeme gelmiştir. Bazı bitki materyallerinin ve bu bitkilerin çoğalma organlarının da bu yolla bilinçli yada bilinçsizce anavatanından çıkarak dünyanın farklı bölgelerine taşınmaları ve taşındıkları yerlerde yayılmaları bu dezavantajların en önemlilerinden biri olmuştur. Bu zararlı, zehirli ya da istilacı bitkiler ilk olarak bu yolla yeni bir bölgeye girmişler, daha sonra o bölgeye adapte olmuşlardır. Bu adaptasyon sonrasında da hızla yayılarak istilaya müsait alanları istila etmişlerdir. CS Elton 1958 yılında yazmış olduğu “The ecology of invasions by animals and plants” isimli kitabında istilacı bitki ve hayvan türlerinin oluşturduğu tehditlerden bahsetmektedir. İstilacı bitkiler istila ettikleri alanlarda ekolojik ve ekonomik sorunlara sebep olabildiği gibi insan, hayvan sağlığına yönelik tehditlerde de bulunabilmektedir. Bu tehditler istilacı olarak adlandırılan bu bitki türlerinin allelopatik potansiyeli, yüksek tohum oluşturma potansiyeli, tohumlarının yüksek yayılma kapasitesine sahip olması ve ortamda mevcut koşullara daha yüksek oranda tepki vermesi ile yakından ilişkilidir. Ayrıca iklim değişimi gibi faktörlerde bu bitkilerin istila kapasitelerini önemli oranda destekleyen faktörlerdir. Lokal vejetasyona zarar vermeleri istilacı bitkilerin en önemli zararlarından biridir. Bazı durumlarda belli alanlarda istilacı bitkiler lokal vejetasyonun yerini almakta ve böylelikle lokal vejetasyonun kaybolmasına, biyolojik çeşitliliğin azalmasına sebep olmaktadır. İnsan sağlığına yönelik zararları da istilacı bitkilerin mücadelesini gerektiren bir diğer husustur.

Tüm bu nedenlerle dünya çapında istilacı bitkilerin mücadelesi, bulaşma ve yayılmalarının önlenmesi konusunda ciddi önlemler alınmaya gayret gösterilmektedir. Benzer şekilde halihazırda bir bölgeye girmiş ve yayılma potansiyeli gösteren bitkilerin kontrolüne yönelik de önemli oranda çabalar harcanmaktadır. Kettenring ve Adams (2011) istilacı bitkilerin yönetimine yönelik 1960-2009 yılları arasındaki çalışmaları kapsayan bir derleme yapmıştır. Bu çalışmada özellikle çok yıllık bitkiler, çalılar ve monokotiledon bitki türleri en önemli istilacı bitkiler olarak değerlendirilmiştir. İstilacı bitkilerin mücadelesine yönelik çalışmaların büyük kısmı Kuzey Amerika'da yürütülürken bunu Avusturalya ve Avrupa takip etmektedir. Bu konudaki en az gayret ise Afrika ve Asya kıtasında gösterilmektedir. Bu bölümde istilacı bitkilerin kontrolünde kullanılan kültürel, mekanik, fiziksel ve kimyasal önlemler ile karantina önlemleri hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır.

2.   KARANTİNA, TESPİT VE UYARI ÖNLEMLERİ

Ulaşım sektöründeki hızlı gelişmeler insanlar ile tarımsal ürünlerin ulusal ve uluslararası düzeyde taşınmasını arttırmıştır. Böylelikle istilacı bitkilerin üreme materyallerinin de sınırlar ötesine taşınması son yıllarda artış göstermiştir. Bu nedenle ticaret metalarının istilacı bitki materyalleri içerip içermediklerinin sıkı bir kontrol altında tutulması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu amaca yönelik olarak yasalara, mevzuatlara ve aynı zamanda ileri derecede teknolojiye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla karantina önlemleri dünya çapında uygulanmakla birlikte yine de istilacı bitki türlerinin bulaşma ve yayılmalarının önlenmesinde yeterince etkili olmamaktadır.

İstilacı bir bitkinin istilaya müsait bir alana girişinin engellenmesi için ilk aşama bu bitki türlerinin gelen ticari meta içerisinde varlığının henüz sınır kapılarında tespit edilmesi ve şüpheli olan ürünlerin girişine izin verilmemesidir. Özellikle başka ülkelerden ithal edilen fidan, süs bitkileri gibi bazı bitkilerin potansiyel istilacı bitkiler olma ihtimali söz konusu olabilmektedir. Böylelikle bu bitki türlerinin istila kapasiteleri hakkında bilgi sahibi olunması ve risk analizlerinin yapılması bir zorunluluk olmaktadır. Karantina önlemleri sonucunda istilacı bitkilerin sınır kapılarında girişinin engellenmesi sonucunda önemli oranda çevresel ve ekonomik kayıpların önüne geçilmesi mümkündür. Pek çok ülke bu konuda katı düzenlemelere sahiptir. Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri, Avusturalya, Yeni Zelenda ve pek çok Avrupa ülkesi diğer ülkelere oranla önlemleri daha başarılı olarak uygulamaktadır. Buna karşın Simberloff ve ark. (2005) ABD'de istilacı bitkilerin girişinin önlenmesine yönelik politikalar, düzenlemeler, araştırmalar ve kaynak aktarımının yetersiz düzeyde olduğunu vurgulamaktadır.

Son zamanlarda modelleme teknikleri ve haritalama konusundaki gelişmeler istila eğilimli alanlarda daha yetkin bir şekilde mücadele yapılmasını mümkün kılmaktadır (Regan ve ark., 2006). İstilacı potansiyele sahip olan bitkilerin biyoloji ve ekolojileri konusunda araştırmalar bu bitkilerin mücadelesi konusunda planlamalara da yardımcı olmaktadır. Örneğin Eupatorium adenophorum Spreng. 1940'lı yıllarda Çin'de tespit edilmiş, daha sonra bu istilacı bitkinin Yungui platosu, Sichuan ovası, Güneydoğu sahil bölgeleri, Hainan adası ve Tayvan'a kadar yayıldığı görülmüştür (Zhu ve ark., 2007). Araştırmacılar bu istilacı bitkinin son 20 yıllık yayılmasına yönelik verileri incelenmiş ve bu bitkinin özellikle 10-22 0C sıcaklık ve 800-2000 mm yağış olan alanlarda yayıldığını ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla istilacı bitkilerin davranışlarının bilinmesi açısından bu tür çalışmaların önemli olduğu ortaya konulmuştur.

Sundseth (2014) Avrupa Birliği'nin istilacı bitkiler kapsamında yeni bir düzenleme hazırlayarak bu yönergenin 1 Ocak 2015 tarihinde yürürlüğe gireceğini belirtmiştir. Bu düzenleme istilacı bitkiler ve diğer organizmalar sorununun insan, hayvan ve çevre sağlığına olan olumsuz etkilerinin önlenmesi açısından ele alınmıştır. Bu düzenlemenin en önemli amaçlarından birisi koruyucu önlemlerin alınmasıdır. Bu önlemlerde uluslararası ticaretin düzenlenmesi, istilacı tür bulaşıklılarının engellenmesi, erken tespit ve hızlı yok etme (eradikasyon) ile halihazırda AB ülkelerine giriş yapmış olan istilacı türlerin kontrolü önemli yer tutmaktadır. Bu kapsamda özellikle Avrupa'da yıllık 4,5 Milyar Euro'luk ekonomik kayba sebep olan Ambrosia artemisiifolia istilacı bitkisi ile birkaç diğer önemli tür hedeflenmiştir.

Günümüzde bazı bilim adamları, araştırma enstitüleri yada bilimsel organizasyonlardan oluşan çalışma grupları istilacı bitkiler, potansiyel zararları ve mücadelesi üzerine bilgi üretmekte ve farkındalık yaratma gayretindedirler (Uludag ve ark., 2014). Bu organizasyonlar istilacı bitkilerin listesini hazırlamak suretiyle ilgili kişilerin dikkatini çekmekte ve toplumu konu hakkında bilgilendirmektedirler.

3.   ERADİKASYON (İMHA)

Eradikasyon bir alanda istilacı bir bitkinin ve her türlü çoğalma aracının (tohum, vejetatif organ vb.) tamamen yok edilmesi anlamına gelmektedir. Bir bölgede istilacı bir bitki tespit edildiğinde en doğru yöntem o bitkinin eradikasyonudur. Buna karşın bu işlem oldukça yüksek maliyetli olmakla birlikte yüksek çabalar ve iyi bir planlama gerektirmektedir. Şayet istilaya uğramış alan küçük ise ve istila süreci henüz başlangıç aşamasındaysa eradikasyon daha kolay bir şekilde gerçekleştirilebilir. Buna karşın istila geniş alanlara yayılmışsa tamamen eradikasyonu gerçekleştirmek mümkün olmayabilir. İstilacı bitkilerin eradikasyonu özellikle daha zordur. Bu nedenle başarılı bir eradikasyon işlemi gerçekleştirebilmek için istilaya müsait alanlarda surveyler yapılmak suretiyle istilacı bitkilerin varlığının erken tespitine gayret gösterilmelidir. Erken tespit, uygun eradikasyon yöntemi ve iyi bir zamanlama yeni bir istilacı bitkinin eradikasyonunun başarısını etkileyen önemli faktörlerdir. Buna karşın istilaya uğramış bir alanın tamamen eradikasyonu neredeyse imkansızdır. İstilacı bir bitkinin eradikasyonunda çoklu kontrol yaklaşımlarının uygulanmasında fayda bulunmaktadır. Bu metotların seçimi de istilacı bitkilerin yoğunluğu, istilanın boyutu, bitkinin biyolojisi, bulunduğu ekoloji, toprak yapısı ve diğer floraya göre yapılmalıdır.
Eradikasyona uğramış bir alanın daha sonrasındaki yönetimi de oldukça önemli bir faktördür. Eradikasyona uğramış bitki türü şayet o alanda ana konumda ise alanın diğer ekolojik kayıplarının önlenmesi ve geri kazanılması için rehabilitasyonuna özel önem verilmelidir. Aksi takdirde söz konusu alanların yeniden istilaya uğrama riski söz konusudur. Eradikasyon işleminin maliyeti ile diğer doğal vejetasyona veya doğal hayata vereceği olası zararlar da dikkate alınması gereken önemli bir konudur. İstilacı bitkilerin eradikasyonu ve bu önlemin çevresel sonuçları hakkında çok az sayıda çalışma bulunmakta olup, konu üzerine bilgi birikiminin arttırılması için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.
İstilacı bitkilerin tamamen eradikasyonunun mümkün olmadığı alanlarda bu bitkilerin popülasyon seviyelerini en aza indirmek ve yayılmalarını önlemek amaçlanmalıdır. Böylelikle bu bitkilerin ekosistemle entegrasyonunda sorunlar oluşturmak ve doğal vejetasyonun bu bitkilere karşı rekabetinde avantaj sağlamak mümkün olabilir.

4.    ELLE YOLMA/ÇAPALAMA

Elle çekme ve kazıma istemeyen vejetasyonların yok edilmesinde uygulanan en eski metotlardandır. Bitkilerin köklerinden sökülerek imha edilmesi amacıyla yapılır. Burada toprakta hiç kök parçası kalmamasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde küçük bir parçadan dahi yeniden sürmeler söz konusu olabilmektedir. Bu işlem en başarılı şekilde nemli ve hafif topraklarda uygulanır. Küçük habitüslü, derin kök sistemine sahip olmayan ya da erken gelişme dönemlerindeki istilacı bitkiler kolaylıkla elle çekilebilirken, geniş habitüslü, derin köklü, çalımsı bitkilerin bazı aletler aracılığıyla kök sisteminden kazılmak suretiyle yok edilmesi gerekmektedir. Bu metotlar özellikle istilacı bitkilerin lokal olarak bulunduğu ve henüz geniş alanlara yayılım göstermediği durumlarda etkili olarak uygulanabilir.

5.   KESME VE BİÇME

Bitkilerin toprak üzeri yeşil aksamının farklı aletler aracılığıyla kesilmesi işlemidir. Yeşil aksamını kaybeden bitkiler fotosentez yapamamak suretiyle büyüme göstermemektedir. Buna karşın kesilen bitkilerin yeniden sürmeleri nedeniyle kesme biçme uygulamalarından başarılı sonuç alınabilmesi için birkaç kez tekrar edilmesi gerekmektedir. Her bir kesme, biçme işlemi sonrasında bitkiler yeniden sürmek için enerji harcamakta ve böylelikle birkaç kez kesme işlemi sonucunda bitkilerin enerji rezervlerinin tüketilmesi ve sonuçta bitkinin tamamen yok olması hedeflenmektedir. Bu işlem yalnız başına uygulanabildiği gibi diğer yöntemlerle kombinasyon halinde de kullanılabilir ve hatta daha etkili istilacı bitki kontrolü sağlanabilir. Buna karşın Major III ve ark. (2003) bir kaç kez tekrarlanan biçme işlemi ile biçme + herbisit uygulamasının istilacı bir bitki olan
Spartina alterniflora Loisel. üzerine etkisini araştırmış ve iki yöntem arasında etkinlik yönünden önemli bir farklılık bulunmamıştır. Flory and Lewis (2009) biçmenin istilacı bir tür olan Microstegium vimineumm (Trin.) A. camus. kontrolünde bitki kuru ağırlığını %95, kaplama alanını ise %70 azalttığını ortaya koymuştur.

6.   MALÇLAMA

Pek çok otsu tek yıllık bitki türü üzerinin örtülmesi şeklinde etkili olarak kontrol edilebilir. Üzeri örtülen bitkilerde dışarı ile olan gaz değişimi faaliyetleri yavaşlar ya da durur. Ayrıca bitkilerin üzerinin örtülmesi sonucunda ışık alımı da engellenmek suretiyle fotosentez olayı sekteye uğrar ve sıcaklık değişimleri de bitkinin metabolizmasını etkiler. Tüm bu olaylar sonucunda bitkilerin yaşamsal faaliyetlerinde ciddi sorunlar ortaya çıkarak bitkileri ölüme kadar götürebilir. Malçlama amaçlı pek çok örtü materyali mevcuttur. Bunlardan özellikle siyah yada beyaz polietilen örtüler yaygın olarak kullanılmaktadır. İstilacı bitkilerle bulaşık olan alanlarda malçlama uzun süreli olarak yapılmalıdır. Bu süreç istilanın boyutuna göre 3-4 ay dan birkaç yıla kadar değişebilmektedir. Böylelikle halihazırda çıkış yapmış olan bitkilerin imhasının mümkün olacağı gibi ayrıca çıkış yapacak olan bitkilerde kontrol altına alınabilir. Buna karşın bu önlem sadece istilacı bitkilere karşı değil tüm vejetasyona karşı etkili olmaktadır. Bu nedenle bu yöntemin yalnızca istilacı bitkilerin yüksek popülasyon oluşturduğu yerlerde uygulanması önerilir. Ayrıca bu işlem sona erdikten sonra ortamın yerel bitki türlerinin yetişmesin imkan sağlayacak şekilde rehabilitasyonu önemlidir.

7.   HAYVAN OTLATMA

Hayvan otlatma istilacı bitkilerin kontrolünde alınan önlemlerden diğer bir tanesidir. Sheley ve ark. (2004) istilacı bir bitki olan
Centaurea maculosa Lam. mücadelesinde sığırların otlatılmasının önemli olduğunu ve otlatma sonrasında herbisit uygulamasının bu yabancı ota karşı daha iyi mücadele sağladığını ortaya koymuştur. Buna karşın hayvan otlatmanın zamanlaması burada oldukça önemlidir (DiTomaso, 2000). Otlatma yabancı otların tohum oluşturmadan önceki döneminde yapılmalıdır, aksi takdirde bazı yabancı otların tohumları hayvan dışkılarıyla birlikte bulaşık olmayan alanlara taşınarak oralarda da istilaya aracılık yapabilir.

8.   ÖRTÜCÜ BİTKİ KULLANMA

İstilacı bitkilerin bastırılmasında, yayılmasının engellenmesinde etkili olarak kullanılabilen bir diğer metot örtücü bitki uygulamalarıdır. Örtücü bitkiler özellikle hızlı çimlenen, çabuk gelişen, geniş habitüslü ve toprağı hızlıca örten bitkiler olmalıdır. Bu şekilde alınan önlemlerle zaman içerisinde örtücü bitkilerin istilacı bitkileri bastırarak kontrol altına alması mümkündür (Ogden ve Rejmanek, 2005). Yol kenarları ve diğer bazı istilaya uğramış alanların özellikle çok yıllık yerel vejetasyonlarla kaplanması istilacı bitkilerin gelişim ve yayılmalarını önemli oranda azaltma potansiyeline sahiptir.

9.   YAKMA

İstilacı bitkilerin mücadelesinde yakma önemli derecede tavsiye edilen bir yöntemdir (DiTomaso, 2000). Özellikle tek yıllık bitkilere karşı etkili olan bu yöntemin iki ya da çok yıllık bitkilere karşı iyi etki göstermesi zordur. Yakma işleminin başarılı olarak uygulanabilmesi için uygulama zamanı önemlidir. Genellikle bitkilerin erken gelişme dönemlerinde yapılan yakma işleminden daha yüksek başarı beklenmektedir. DiTomaso (2009) yakma işlemi sonucunda
Aegilops triuncialis L., Poa compressa L., Sapium sebiferum (L.) Roxb., Bromus tectorum L., Genista monspessulana (L.) Johnson, Alliaria petiolata Andrz., ve Centaurea solstitialis L. gibi bazı istilacı bitkilerin etkili kontrolünün sağlandığını belirtmiştir. Kyser ve ark. (2013) yakma tekniği ile herbisit uygulamalarının kombine olarak uygulanmasının istilacı bir bitki olan Centaurea solstitialis kontrolünde daha etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bir diğer çalışmada Enole ve ark. (2013) istilacı bitki olan Imperata cylindrica (L.) Beauv. kontrolünde yakmanın glyphosate ile kombinasyonunun daha etkili olduğunu ortaya koymuşlardır. ABD'de yapılan bir çalışmada yakma sonucunda istilacı bitki olan Microstegium vimineum (Trin.) A. Camus.'un kuru ağırlığının %90, kaplama oranının ise %79 oranında azaldığı bildirilmiştir (Flory ve Lewis 2009).
Orthman ve ark. (2012) istilacı bir bitki olan Tamarix bitkisinin yakma ile mücadelesine yönelik yapmış olduğu bir çalışmada 1-5 günlük fidelere 79-204 0C arasında sıcaklık uygulamaları yapmıştır. Yüksek sıcaklıklarda bu istilacı bitkinin fidelerinin gelişimi baskı altına alınırken, düşük sıcaklıklarda ise etkili kontrol için sıcaklık uygulama süresinin uzatılmasının gerektiği sonucuna varılmıştır. Çalışmanın bir diğer sonucu olarak da 177 oC ve üzeri sıcaklıklarda fide gelişiminin %100 oranında engellendiği belirtilmiştir.

10.    KİMYASAL MÜCADELE

İstilacı bitkilerin mücadelesinde başvurulan en yaygın önlemler herbisit kullanımına dayalı kimyasal önlemlerdir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi yüksek iş gücü gerektirmemesi ve kolay uygulanması ayrıca diğer önlemlere oranla daha etkili ve ekonomik olmasıdır. Glyphosate, 2,4-D, picloram ve triclopyr istilacı bitkilerin mücadelesinde başvurulan en önemli herbisitlerdir (Kettenring ve Adams, 2011). Buna karşın istilacı bitkilerin kontrolünde herbisit kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli hususlar vardır (Van Wilgen ve ark., 2000). Herbisitlerin istilacı bitkiler üzerine olan etkilerine dikkat edilmelidir ve bitki türünü etkili şekilde kontrol edebilen herbisitler seçilmelidir. İstilacı bitkilerin mücadelesi normal yabancı otların mücadelesinden farklılıklar gösterilebilir, bu nedenle özel önlemler alınmalı, herbisit uygulama teknikleri uygun olmalı ve mümkünse herbisit uygulamaları diğer metotlarla kombine edilmelidir. Uygulama zamanı veya uygulama esnasındaki istilacı bitki gelişme dönemi herbisit uygulamalarının etkinlikleri açısından oldukça önemlidir. Herbisitler genellikle bitkilerin aktif gelişme gösterdiği vejetatif dönemlerde uygulanmalıdır. Vejetatif dönem içerisinde erken gelişme dönemlerinde yapılan uygulamalar daha yüksek etki ile sonuçlanmaktadır. Ayrıca bu dönemlerde yapılan bir mücadele sonucunda istilacı bitkilerin tohumlarının toprağa düşmesi dolayısıyla popülasyonlarının artışı ile yayılmalarının da önüne geçilebilmektedir. Daha önceki kısımlarda da sözü edildiği gibi istilacı bitkilerin yeni ortamlarda adapte olmalarını sağlayan üstün nitelikli biyotipleri bulunmaktadır. Bu nedenle bu bitkilerin herbisitlerin tarım alanlarında diğer yabancı otlara etkili oldukları dozlarında kontrol edilememe ihtimali söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle zamanla bu yabancı otların herbisitlere karşı dayanıklılığı da ön plana çıkabilmektedir. Böylelikle bu bitkilerin mücadelesinde etkili olan herbisit dozlarının da ayrıca belirlenmesi ve mücadelede bu dozların uygulanması özellikle önemlidir. Uygulanan herbisitilerin çevreye ve hedef dışı organizmalara olan yan etkileri, ekonomik ve etkili olması dikkat edilmesi gereken önemli hususlardandır.
İstilacı bitki türünün duyarlılık derecesi, gelişme dönemi, ekolojik istekleri, toprak yapısı ve nemi ile iklim koşulları gibi faktörler çoğu zaman herbisitlerin performansını önemli oranda etkilemektedirler. Şayet istilacı bitki doğal bir ekolojide diğer bitkiler ile birlikte bulunuyorsa bu durumda mümkün olduğunca selektif bir herbisit kullanmakta fayda bulunmaktadır. Örneğin dar yapraklı bitkilerin yoğun olduğu bir doğal vejetasyon içerisinde yer alan geniş yapraklı istilacı bir bitkinin kontrolü 2,4-D ile seçici olarak sağlanabilmektedir. Buna karşı istilacı bir bitki herhangi bir amaçla kullanılmayan bir alanda mevcut ise glyphosate gibi bazı total herbisitlerde kullanılabilir.
İstilacı olarak tanımlanan pek çok bitki türünde herbisitlere karşı dayanıklılık sorunlarının ortaya çıktığı bilinmektedir. Özellikle aynı herbisitin arda kullanılması sonucunda herbisite karşı dayanıklı popülasyonların ortaya çıkması dayanıklılık oluşumunun en önemli nedenlerinden birisidir. Bu nedenle istilacı bitkilerin kimyasal mücadelesinde özellikle dayanıklılık yönetimine dikkat edilmeli ve gerekli önlemler henüz dayanıklılık sorunu ortaya çıkmadan önce alınmalıdır. Bu nedenle uygulanan herbisitlerin sürekli değiştirilmesi ve ayrıca birden fazla etki mekanizmasına sahip etkili maddelerin karışımlarını içeren herbisitlerin kullanılması özellikle önem arz etmektedir. Aynı zamanda tek yıllık istilacı bitkilerin mücadelesinde yeşil aksamdan alınan etkili maddelerin topraktan alınan etkili maddelerle kombinasyonları da gerek çıkış yapmış olan gerekse henüz çıkış yapmamış bitkileri baskı altına alma adına önemli bir önlemdir.
Yukarıda belirtilen durumlar göz önüne alındığında istilacı bitkilerin kimyasal kontrolüne yönelik özel düzenlemelerin, denemelerin, doz ruhsatlamalarının ve tavsiyelerin yapılmasında fayda bulunmaktadır. Buna karşın ABD haricinde pek çok ülkede böyle bir düzenleme bulunmamaktadır.
İstilacı bitkilerin kimyasal mücadelesine yönelik bazı çalışmalara değinilecek olursa, Fallopia japonica Doğu Asya orijinli bir bitki olup, günümüzde istilacı olarak Amerika ve pek çok Avrupa ülkesine istilacı olarak yayılmış durumdadır (Hollingsworth ve Bailey, 2000; Gerber ve ark., 2008; NIEA, 2014). Bu istilacı yabancı otun kontrolünde İrlanda'da farklı bir yöntemle glyphosate uygulaması etkili olmuştur Uygulama yöntemi olarak bitki gövdesi kökboğazının yaklaşık 0,3 m üzerinden kesilmiş ve bu noktadan glyphosate gövdeye enjekte edilmiştir. Bu işlem etkili olmasına karşın gövdeden bir sonraki yılda yeniden sürmeler olmuş, fakat bu yeni süren bitkiler çok kuvvetli olmamıştır. Bu yöntemin birkaç kez üstüste yeniden sürmeler gerçekleşmeyinceye kadar yapılması tavsiye edilmiştir (NIEA, 2014). Ayrıca Kuzey İrlanda Çevre Ajansı bu yabancı otun mücadelesinde 2,4-D, triclopyr ve picloram herbisitlerini de önermektedir. Benzer kontrol şekli diğer bir istilacı bitki olan Rhododendron ponticum mücadelesinde de kullanılmaktadır. Glyphosate ve triclopyr herbisitlerinin istilacı bir tür olan Ligustrum sinense Lour. üzerine etkili oldukları ve özellikle etkinin yaz uygulamalarında daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (Harrington ve Miller 2005).
Merkez Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Güney Avrupa'da doğal olarak yetişen Lolium perenne’de dünyanın bazı bölgelerinde istilacı olarak kabul edilen bir bitkidir (CABI, 2014). Bu bitki Kuzey Amerika, Avusturalya ve Yeni Zelenda'ya yerleşenlerin yem bitkisi olarak yetiştirmesi suretiyle girmiştir (CABI, 2014; USDA, 2014). Bugün bu yabancı otun mücadelesine yönelik pek çok herbisit kullanılmaktadır. Aminocyclopyrachlor + chlorsulfuron, clethodim, fluazifop, sethoxydim, glyphosate, imazapic, imazapyr, hexazinone ve sulfometuron bu amaçla kullanılan herbisitlerden bazılarıdır (DiTomaso, 2013).
Centaurea maculosa Lam. ABD'de önemli bir istilacı bitkidir. Sheley ve ark. (2004) yapmış olduğu araştırmada bu bitkinin 2,4-D herbisiti ile etkili olarak kontrol edilebildiğini ve herbisit etkisinin sığır otlatma ile kombinasyonunda daha yüksek olduğu sonucuna varmıştır. Mangold ve Lansverk (2013) Kanada ve ABD'de önemli istilacı bitki olan Tragopogon dubius’un kimyasal mücadelesine yönelik araştırmalar yürütmüş ve 2,4-D+dicamba (sırasıyla 480 ve140 g e.m./da) karışımının bu bitkinin eradikasyonunda önemli olduğunu tespit etmişlerdir, buna karşın uygulamaların rozet döneminde yapılmasının önemi vurgulanmıştır.
Rinella ve ark. (2014) herbisit uygulamalarının istilacı bitkilerin tohum üretimine etkisini araştırdıkları bir çalışmada Aminopyralid ve picloram herbisitlerini farklı dozlarda ve bitkilerin farklı gelişme dönemlerinde uygulamıştır. Aminopyralid'in tüm testlenen dozlarında istilacı bitki olan Taeniatherum caput-medusae’nın tohum oluşumunu durdurmuştur. Bir diğer istilacı bitki olan Ventenata dubia’nın fide döneminde aminopyralid ile uygulanması sonucunda tohum oluşumu %95 oranında azaltılmıştır. Her iki yabancı ota karşı da piclocram aminopyralid'e oranla daha düşük etki göstermiştir.

11.   
SONUÇ

İstilacı bitkiler doğal ekosistemlere, insan ve çevre sağlığına verdiği zarar nedeniyle önemli sorunlara sebep olmaktadırlar ve bu nedenle de etkili şekilde kontrol edilmeleri gerekmektedir. Bu amaçla yukarıda belirtilen başlıca mücadele yöntemlerinin yanı sıra diğer bazı yöntemlerde mevcuttur. Bu yöntemlerden biyolojik mücadele önlemleri özellikle önemlidir ve bu nedenle bu kısım ayrı bir bölüm halinde işlenecektir. İstilacı bitkilerin kontrolünde yöntemlerin seçimi oldukça önemlidir ve istilacı bitki türüne göre seçilmesi başarıyı belirleyen önemli bir faktördür. Bazı bitkilere karşı kültürel, mekanik, fiziksel önlemler daha etkili olurken, bir diğer türe karşı kimyasal yada biyolojik önlemler daha etkili olabilmektedir. Buna karşın mevcut önlemler içerisinde en önemli pay ilk olarak karantina önlemlerine ayrılmalıdır. Fakat her ne kadar katı uygulansa da yalnızca karantina önlemleri yine de yeterli olmayabilmektedir. Çünkü karantina önlemleri yalnızca yasal olarak sınırlardan geçiş yapan mal ve metalara karşı alınabilir. Oysa ki bitki tohumları rüzgar ve diğer hava hareketleri, sular, nehirler, ithal hayvanlar, araç tekerleklerindeki çamur hatta insan ayakkabısındaki çamurlar aracılığıyla bile taşınabilir ve yayılabilir. Bu nedenle istilacı bitkilerin varlığının ve yayılma alanının erken teşhis edilmesi önemlidir ve uygun olan bir metotla ya da birkaç metodun kombinasyonuyla gerekli önemlerin hızlıca alınması bu bitkilerin zararını minimuma indirgemede önemlidir.

12. KAYNAKÇA

CABI (2014).Invasive Species Compendium. Lolium perenne datasheet. Available online: http://www.cabi.org/isc/datasheet/31166 (Accessed 12.12.2014).
DITOMASO J.M. (2000). Invasive weeds in rangelands: Species, impacts, and management. Weed Sci., 48, 255-265.
DITOMASO J.M. (2013). Weed control in natural areas in the western united states. Weed Research and Information Center, University of California. pp.544.
DITOMASO J.M., BROOKS M.L., ALLEN E.B., MINNICH R., RICE P.M., KYSER G.B. (2006). Control of invasive weeds with prescribed burning. Weed Technol., 2, 535-548.
ENLOE S.F., LOEWENSTEIN N.J., HELD D.W., ECKHARDT L., LAUER D.K. (2013). Impacts of prescribed fire, glyphosate, and seeding on Cogon grass, species richness, and species diversity in longleaf pine. Invasive Plant Sci Manag., 6(4), 536-544.
FLORY S.L., LEWIS J. (2009). Non chemical methods for managing Japanese stiltgrass (Microstegium vimineum). Invasive Plant Sci Manag., 2, 301-308.
HARRINGTON T.B., MILLER J.H. (2005). Effects of application rate, timing, and formulation of glyphosate and triclopyr on control of Chinese Privet (Ligustrum sinense). Weed Technol., 19, 47-54.
HOLLINGSWORTH M.L., BAILEY J.P. (2000). Evidence for massive clonal growth in the invasive weed Fallopia japonica (Japanese Knotweed). Botan J Lin Soc., 133, 463-472.
KETTENRING K.M., AdAMS C.R. (2011). Lessons learned from invasive plant control experiments: a systematic review and meta-analysis. J Appl Ecol., 48, 970-979.
KYSER G.B., HAZEBROOK A., DITOMASO J.M. (2013). Integration of prescribed burning, aminopyralid, and reseeding for restoration of yellow starthistle (Centaurea solstitialis) infested rangeland. Invasive Plant Sci Manag., 6, 480-491.
MAJOR III W.W., GRUE C.E., GRASSLEY J.M., CONQUEST L.L. (2003). Mechanical and chemical control ofsmooth cordgrass in Willapa Bay, Washington. J. Aquat. Plant Manag., 41, 6-12.
MANGOLD J.M., LANSVERK A.L. (2013). Testing control options for western salsify (Tragopogon dubius) on conservation reserve program lands. Weed Technol., 27, 509-514.
NIEA. (2014). Chemical Control, Invasive Species Ireland. Northern Ireland Environment Agency. Available online:     http://invasivespeciesireland.com/toolkit/invasive-plant-management/control-programmes/chemical-control/(Accessed 31.12.2014).
OGDEN J.A.E., REJMANEK M. (2005). Recovery of native plant communities after the control of a dominant invasive plant species, Foeniculum vulgare: Implications for management. Biol Conserv.,125(4), 427-439.
OHRTMAN M.K., CLAY S.A., CLAY D.E., SMARTA.J. (2012). Fire as a tool for controlling Tamarix spp. seedlings. Invasive Plant Sci Manag., 5, 139-147.
REGAN T.J., MCCARTHY M.A., BAXTER P.W.J., PANETTA F.D., POSSINGHAM H.P. (2006). Optimal eradication: When to stop looking for an invasive plant. Ecology Letters., 9(7), 759-766.
RENZ M.J. (2013). Herbicide effectiveness on invasive plants in Wisconsin. University of Wisconsin--Extension, Cooperative Extension. A3893. Available online: http://www.stewardshipnetwork.net/sites/default/files/herbicide_effectiveness_on_invasive_ plants_in_wisconsin.pdf. (Accessed 13.12.2014).
RINELLA M.J., BELLOWS S., ROTH A. (2014). Aminopyralid constrains seed production of the invasive annual grasses medusahead and ventenata. Rangeland Ecol Manag., 67, 406-411.
SHELEY R.L., JACOBS J.S., MARTIN J.M. (2004). Integrating 2,4-D and sheep grazing to rehabilitate spotted knapweed infestations. Rangeland Ecol Manag., 57(4), 371-375.
SIMBERLOFF D., PARKER I.M., WINDLE P.N. (2005). Introduced species policy, management, and future research needs. Front Ecol Environ., 3(1), 12-20.
SUNDSETH K. (2014). Invasive Alien Species; A European response. European Commission, DG ENV Units B.2 and B.3, B-1049, Brussels.doi:10.2779/69473.
ULUDAG A., YAZLIK A., JABRAN K., TURKSEVEN S., STARFINGER U. (eds.). (2014). NEOBIOTA—8th Proceedings of International Conference on Biological Invasions—from Understanding to Action.03-08 November 2014.Antalya-Turkey.
USDA (2014).Invasive Plants Atlas of the          United States. Available            online: http://www.invasiveplantatlas.org/subject.html?sub=5955#sources (Accessed 12.12.2014).
VAN WILGEN B., RICHARDSON D., HIGGINS S. (2000). Integrated control of invasive alien plants in terrestrial ecosystems. In: Best Management Practices for Preventing and Controlling Invasive Alien Species, Symposium Proceedings, Venus Internet, pp. 118-28. Available online:  http://ageconsearch.umn.edu/bitstream/47853/2/paper01           -05.pdf (Accessed 14.01.2015).
ZHU L., SUN O., SANG W., LI Z., MA K. (2007). Predicting the spatial distribution of an invasive plant species (Eupatorium adenophorum) in china. Landscape Ecology. 22(8): 1143-1154.